GÖRÜNTÜLÜ

‘Kadınlar milliyetçiliği aşarak konfederal birlikler oluşturmalı’

KJK Yürütme Konseyi üyesi Çiğdem Doğu, kadınların milliyetçiliği aşarak bölgesel ve evrensel konfederal birlikler oluşturmasının önemine değinerek “Küresel bir sistem haline geldiğimiz oranda bu sisteme karşı çok güçlü bir mücadele yürütebiliriz” dedi.

XWEBUN PROGRAMI

JinTV’de yayınlan Xwebun programında konuşan KJK Yürütme Konseyi üyesi Çiğdem Doğu, kadınların kendi yereline, alanına, evine hapsedildiğini bunun yanı sıra bir de milliyetçilikle hapsedilmeye çalışıldığını belirterek “Kadınların bu milliyetçiliği aşarak bölgesel ve evrensel anlamda konfederal birlikler oluşturması çok önemlidir. Bizim küresel erkek egemen sisteme karşı mücadelemizin çok önemli bir yanı da bu olacaktır. Küresel bir sistem haline geldiğimiz oranda bu sisteme karşı çok güçlü bir mücadele yürütebiliriz. Küresel politikaları, özsavunma sistemimizi, ekonomik yaklaşımımızı ortaya koyabilmeliyiz” dedi.

Çiğdem Doğu, Xwebun programında gazeteci Arjin Baysal’ın sorularını yanıtladı.


Kürt Özgürlük Mücadelesi’ndeki paradigmasal değişimle beraber bu coğrafyada konfederal sistem gündeme girdi. Büyük bir oranda Kurdistan'ın özgürleştirilmiş alanlarında, işgalden kurtarılmış alanlarda bunun nasıl yaşamsallaştığını görüyoruz. Fakat siz bir de kadın konfederalizminden bahsediyorsunuz. Bu sistem nasıl bir sistem, kadının konfederal sistemi nasıl hayata geçer?

Konfederal sistem özellikle 1999 Önderlik paradigmasal değişiminden sonra gündemimize giren bir sistem oldu fakat daha büyük bir geçmişe sahip. Ortadoğu’da Avrupa’da ve daha değişik coğrafyalarda kapitalizm öncesi ulus devlet sistemleri öncesinde yaygın olarak uygulanan bir sistem. Halkların, toplulukların, aşiretlerin bir araya geldiği daha özel, lokal bir sistem yani. Belki bir dünya sistemi haline gelmemiş fakat lokal olarak dünyanın değişik coğrafyalarında tarih boyunca insanlar tarafından yürütülmüş bir sistemdir. Kapitalizmle birlikte ulus devlet sistemi hayata geçirilip bunun bir dünya sistemi haline getirilmesinden sonra konfederalizm aslında hala da uygulanan ama daha da gerileyen bir seviyeye ulaştı.

ULUS DEVLETİN KURDİSTAN’DAKİ SONUÇLARI AĞIR OLDU

Önderliğimiz İmralı sürecinde demokratik modernite sistemini esasta demokratik ulus, demokratik konfederalizm biçiminde formüle etti. Kurdistan’da özellikle bu sistemin hayata geçirilmesiyle hem Kürt sorununun çözümü açısından ama bunun da ötesinde toplumların özgürlük sorunu kadınların özgürlük sorunu, halkların özgürlük sorununa cevap oluşturması açısından demokratik konfederalizm değerlendirmesini yaptı. Aslında biz bunu bir özyönetim gerçekliği olarak da ifade edebiliriz. Herkesin kendi kendisini yönetebildiği bir sistem yani. Tabi ki halklar açısından ulus devlet sınırları içerisindeki değişik kültürel halk kimliklerini, ulusal kimlikleri kendi içinde eritti. Ulus devlet bir nevi faşizm biçiminde bütün renkleri boğup tek bir renk haline getirdi. Tek tip uluslaşma dediğimiz şeyi yarattı. Bunun Kurdistan’daki sonuçları çok çok daha ağır oldu. Dünyanın bir çok yerinde halklar çok büyük katliamlar yaşadı, çok büyük kırımlar yaşadı. Fakat Kurdistan’daki daha orijinal ve daha yıkıcı sonuçlarla gerçekleşti. Dolayısıyla bir sorun haline getirildi. Kürt sorunu diyoruz ama Kürt sorun değil ulus devletlerin özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’nin uyguladığı soykırımcı-sömürgeci politikalar sonucunda Kürtlük bir sorun haline getirildi. Kurdistan zaten 4 parçaya bölündü.

PKK, Kürt sorununa çözüm amacıyla ortaya çıktı. İlerleyen aşamalarda, komplo süreciyle beraber Önderlik stratejik değişiklikle birlikte konfederal sistem, yani Kürt sorununun çözümü demokratik konfederal sistemle birlikte, dem. Ulus stratejisiyle birlikte bir çözüme kavuşabilir tespitini yaptı ve bunun üzerine biz de Hareket olarak bu sistem doğrultusunda değişikliklere gittik. Bu anlamda konfederal sistem Kürtlerin kendi kendisini yönetmesi, aynı zamanda Kurdistan coğrafyasında bulunan halkların kendisini farklılıklarıyla birlikte ifade edebilmesi, kendi öz yönetimlerini kurabilmesi, demokratik özerk sistemini kurabilmesi; demokratik, özgür, eşit birlikte bir yaşam gerçekliğini ifade etti. Şimdi bu halklar açısından böyle. Halklar kimlik ve özgürlük sorunu yaşadı, faşizmin baskılarıyla birlikte ortaya çıkan değişik sorunlarla karşı karşıya geldi.

KADINLARIN KENDİ CİNS KİMLİKLERİYLE KENDİNİ VAR ETME SORUNLARI VAR

Bir de kadınların bir kimlik sorunu var. Kadınların kendi cins kimlikleriyle kendilerini var etme, varlıklarını ortaya koyma, sizin programınız ismi gibi XWEBÛN olma gibi sorunları var. Çok ciddi bir sorun ve tabi bu sadece Kurdistan’da değil. Dünyanın her coğrafyasında çok ciddi bir sorun olarak ortadadır. Bizim mücadele geleneğimiz içerisinde şöyle bir şey var. Hep devrim içerisinde devrim, parti içerisinde kadın partisi, devrim içinde kadın devrimi, ordu içerisinde kadın ordusu, böyle bir geleneğimiz var. Niye böyle bir ihtiyaç olarak çıktı. Çünkü kadınların daha özelde çözmesi gereken sorunlar var. Evet genel anlamda demokratik konfederal sistemimiz var, burada halkların ulusların özgürlük sorunlarına çözüm üretmeye çalışacağız, burada halklar kendilerini komünlerle, meclislerle, yönetecek, karar alacaklar ve bu iradeyi ortaya koyacaklar. Ama bunu sadece genel çerçevede ele aldığınızda kadınların sorunlarını yetmediğini görüyoruz. Bu nedenle biz bu genel demokratik konfederalizm sistemi içerisinde kadınların da demokratik konfederal temelde daha özgün ve özerk bir biçimde örgütlenmesini savunuyoruz ve bu hedef doğrultusunda da örgütleniyoruz. Kadın sorunu binlerce yıllık sürece dayanan çok ağır bir sorunu ifade ediyor. Kapitalizmle birlikte bu çok daha ağır bir aşamaya ulaştı. Kurdistan’da bir de bu sömürgeci-soykırımcı faşizmin ortaya çıkardığı çok çok daha ağır sorunlar var. Bunları öyle genel bir yaklaşımla çözümlemek, bunun üzerinden çözmeye gitmek yeterli olamayacaktır. Biz bu sistem içerisinde özgün olarak da demokratik konfederal temelde örgütlenmeliyiz. Kendi özyönetim sistemimizi kurmalıyız. Bu genel demokratik özerklik sistemi içerisinde zaten katılma var. Bunun dışında bir gerçeklik olarak ya da marjinal bir şey olarak söylemiyorum. Bu demokratik özerklik sistemine daha özgün ve özerk bir biçimde katılımı sağlamalıyız. Genel olarak böyle diyebiliriz.

Siz zaten JIN JIYAN AZADÎ şiarıyla kadın devrimini gerçekleştirme iddiası içerisindesiniz. Bu kadın devrimi dediğimiz mesele de tam olarak konfederal sistemden geçiyor diyebilir miyiz?

Elbette her devrim bir stratejiye dayanır. Her devrimin bir örgütlenme biçimi vardır, her devrim bir ideolojiye dayalı olarak gelişir. Bu anlamda kadın devrimi dediğimizde bu hangi stratejiye dayanacak ve bunun örgütlenme biçimi ve sistemi nasıl olacak diye sorulduğunda en kısadan bu cevabı vermek doğru olacaktır. Biz bunu dünya kadınları açısından da öneriyoruz, öyle bencilce davranıp sadece Kurdistan’da yapalım demiyoruz. Sonuç aldıkça bu sonucun ortaya çıkardığı kadın özgürlüğü, eşitliği, adaleti açısından ortaya çıkardığı sonuçlar görüldükçe zaten kendisini daha da bir model olarak geliştirecektir. Dolayısıyla kadın devrimi derken kadının demokratik konfederal sisteminin geliştirilmesi, strateji olarak da bunun demokratik ulus çerçevesi içerisinde geliştirilmesidir. Erkek egemenlikli sistemin iktidarcı politikalarını gören, bunun çözümleyen ama aynı zamanda kendi yaşadığı topraklarda burada ortaya çıkan toplumsal cinsiyetçiliğin geleneklerde açığa çıkardığı sorunlar açısından olsun, hem devletlerin direk uyguladığı erkek egemenlikli politikalar olsun, birey olarak erkeklerin dayatmış olduğu kadın katliamları, kadın sömürüsü olsun; bunları görüp çözümleyen kadınlar bunun karşısında nasıl bir örgütlenme geliştirecek, kurumlaşmaya gidecek?

Ortak bir akıl, ortak bir irade ortak bir mücadele…

Ortak bir perspektifi açığa çıkartıyor ama sadece perspektif demek de yeterli olmuyor. Biz kadınlar olarak yaşadığımız en temel sorunlardan bir tanesi budur. Kadınların kendisini kalıcı kurumsallaştırması gerekiyor. Kalıcı kurumlaşma dediğimiz şey de nedir. Bizim bir kadın devrimi, yani kadın sistemini, kadın demokratik konfederal sistemini örgütlemesi lazım. Tarih boyunca kadın hep ezilen, sömürülen oldu. Bunları biliyoruz. Buna karşı sürekli bir direniş oldu ama bu direniş kendini sistemleştiremedi, kalıcı bir örgütlenmeye kavuşmadı. Şüphesiz tarih boyunca değişik örgütlenmeler olmuş, kadın tarikatları bile olmuş. Grup grup özsavunma anlamında dönemsel örgütlenmeler olmuş ama hep süreklileşmemiş hem de kalıcı bir sisteme kavuşmamış. 5 bin yıllık erkek egemenlikli sistem diyoruz yani erkek egemenliği kendisini bir sistem haline getirmiş. Önderlik bunu bir kar topuna benzetiyor. Her seferinde gittikçe büyütüyor, derinleştiriyor. Ama kadın en ezilen kesim olarak hep kaba direniş içerisinde olmuş, mücadelesini yürütmüş ama kurumsallaşamamış. Bastırılmış. Bunları kolay da ifade etmemek lazım çünkü ağır katliamlarla karşı karşıya kalmış. Mesela Neolitik dönemden sonra 2bin yıl boyunca -geçiş dönemi diyoruz erkek egemenlikli sisteme geçişte 2 bin yıllık bir ara süreç var- bu 2 bin yıllık süreç çok yoğun kadın direnişinin sürdüğü bir süreç. Tabi bunlar kitaplarda yazılmıyor, çok fazla söylenmiyor. Belki mitolojilerde ifadesini buluyor. Ama bir gerçeği ifade ediyor. Ondan sonraki süreçlere de baktığımızda kadın her isyanda, her mücadelede çok ağır katliamlarla karşı karşıya kaldığı için oluşturmak istediği kurumsallaşmalar da hep paramparça edilmiş.

KADINLAR NASIL BİR YAŞAM KURACAK?

Burada şunu da sormak gerekiyor. Sistem kendisini bir ideolojiye dayandırıyor. İdeolojiyle ayakta duruyor. Aslında her şey böyle. Siz de kadın konfederal sistemden bahsediyorsunuz. Bu parçalılığın da bitmesi için tüm kadınların bir ideolojiye dayanarak mücadele yürütebilmesi için siz bunu hangi ideolojiye dayandırıyorsunuz?

1998’den itibaren Önder APO, Kadın Kurtuluş ideolojisini tanımlamıştı. Sizin programlarınızda da Kadın Kurtuluş İdeolojisi ilkelerini işlenmişti. Bunlar birbirinden bağımsız şeyler değil. Demokratik konfederalizm diyoruz, kadın devrimimizi bununla ifade ediyoruz. Ama tabi bunun bir ideolojiye dayalı olarak gelişmesi gerekir. Bizim de dayandığımız ideoloji Kadın Kurtuluş İdeolojisi oluyor. Onun özgürlük, mücadele, yurtseverlik, etik-estetik, örgütlenme ilkesi bizim demokratik konfederal sistemimizi örerken dayandığımız esaslar oluyor. Güncel anlamda sorunlar var, şurada bu sorun var, burada bu sorun var vs tamam bunları görüyoruz iyi ama mesela biz bunları hangi ideolojik bakış açısıyla ele alıp yorumlayacağız, değerlendireceğiz ve bu doğrultuda bizim bunun yapısallığını ve kurumsallığını oluşturmamız lazım. Yoksa sadece perspektif gücü yeterli olmaz. Burada Jineoloji’yle de ifade etmek lazım. İdeolojik olarak Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ne, bilimsel olarak Jineoloji’ye dayanıyoruz, strateji olarak demokratik ulus stratejisine dayanıyoruz. Kadın devrimini bütünlüklü olarak böyle değerlendirebiliriz. Burada önemli olan; sistemsel yaklaşım çok önemli. Demokratik kadın konfederalizmini tartışırken en önemli husus burasıdır. Bir sistem var karşımızda. Tamam sokaklara çıkalım sloganlarımızı atalım, protesto edelim. Diyoruz zaten sokaklar bizimdir, kadınlarındır. Sonun kadar yapmalıyız ama neden protesto ediyoruz? Bu sistemi aşmak istiyoruz. Biz bu faşizmi, erkekliğin adaletsiz, eşitsiz hatta canavarlaşan düzeyini aşmak istiyoruz. Aşalım ama bunun karşısında nasıl bir yaşam kuracağız?

Alternatifini oluşturmamız lazım. Ulus devletler var. Kadını en fazla baskı cenderesine alan şey ulus devlet yapılanmasıdır. Endüstriyalizm var. Her şeyin kar, pazar nesnesi haline getirildiği bir sistemsel gerçeklik var. Endüstriyalizm bir sistemdir, ulus devlet bir sistemdir. Kapitalizm bu üçlü sac ayağına dayanır. Biz bunu erkek egemen sistem olarak da değerlendiriyoruz. Karşımızda böyle bir sistem var. Biz de kadınlar olarak bu kapitalist moderniteye karşı mücadeleyi esas alıyoruz. Bu sistemi reddediyoruz. Fakat bunun karşısında bizim de kendi kurumsallaşmalarımızı geliştirmemiz lazım. Ulus devlete karşı kadın sistemimizi yaratmamız lazım, endüstriyalizme karşı bizim kendi kurumsallaşmalarımızı geliştirmemiz lazım.

KADINLAR İÇİN ÖZGÜR BİR YAŞAM NASIL OLACAK?

Biraz daha somut ele alırsanız bu nasıl gerçekleşecek? Bu sistem kendi içinde kendini nasıl örgütleyecek?

Önce bunun bilincini oluşturmak lazım. Her şeyin başı bilinçtir. Her şeyin başı özgür düşünebilme, farklı düşünebilme, sistem dışından düşünebilmek. Kapitalist sistemin dışından düşünebilmek ve kapitalist sistemin farkında olmak. Bu çok önemli. Bunun farkında olamadığınızda çok iyi niyetlice sisteme karşı mücadele ediyorsun, tavrını ortaya koyuyorsun ama onun yaşamını yaşıyorsun yani. Wallerstein’in dediği gibi onun şerbetinden bol bol içiyorsun... Karşı da durmaya çalışıyorsun fakat burada o sistemin dışına çıkıp kendi sistemini yaratabilme düşüncesine, farkındalığına ulaşabilmek çok önemli. Demokratik konfederal sistem derken komünler, meclisler, kooperatifler-komünal ekonomi, özgürlük akademilerini oluşturmak diyoruz. 4 temel ayağı var. Biz kadın sistemi açısından da böyle ele alıyoruz. Bizim kadınlar olarak da kendimizi bir kurumsallık ve yapısallığa kavuşturmamız lazım ki orada ciddi bir örgütlülük ve bağlanma ortaya çıksın. Bu aynı zamanda kendi sürekliliğini sağlayabilsin. Bu komünlerin, meclislerin oluşumu, komünal ekonomi ve akademiler le beraber boyutlar da var. Nedir bunlar? Mesela yaşamın esası içerisinde toplumun ihtiyaç duyduğu alanlardır. Sağlıktan, ekonomiye, eğitime, hukuk, adalet, ekoloji, siyaset, kültür, sanat yani insanı ilgilendiren her alanda örgütlenmeleri oluşturmak gerekiyor. Kapitalizmin üç sac ayağı var. Ulus devlete karşı demokratik ulus ve demokratik konfederalizm, endüstriyalizme karşı ekolojik-ekonomik yaklaşım oluşturmak, kapitale-sermayeye karşı demokratik toplumu inşa etmek. Kadınlar olarak da bir çok ihtiyacımız var. Redlerimiz var ama bir de biz neyi kabul ediyoruz. Kadınlar için özgür bir yaşam nasıl bir yaşam olacaktır? Kadınların özgürlük ihtiyaçlarını hem maddi hem de manevi olarak karşılamamız gerekiyor. Mesela kadınların çok ciddi sağlık sorunları var. Çok ciddi eğitim, ekonomi sorunları var. Kavram olarak kadın yoksulluğu gibi tanımlamalar ortaya çıktı. Özsavunma, eğitim, hukuk, adalet boyutunda sorunlar var. Bunlardan yola çıkarak ihtiyaçlar temelinde komünler oluşturmak gerekiyor. Eğitim komünleri olabilir, sağlık komünleri olabilir, meclisler olabilir aynı zamanda. Komün biraz daha küçük çaplı, daha yerelden. Kadınların yaşadığı yerlerde, mahallede, sokakta, köylerde, şehirlerde bulundukları yerlerde komünler şeklinde birbiriyle dayanışma, birlikte düşünce ve politika üretme olmalı.

Karar mekanizmaları. Kurumlaşma dediğim budur. Evet dernekler var, sivil toplum örgütleri var, çeşitli inisiyatif, platformlar var. Mevcut dünya realitesine baktığımız zaman binlerce kadın örgütlenmesi var. Olması gereken örgütlülüklerdir. Ama benim bahsettiğim şey asıl karar mekanizması olacak. Yani demokratik konfederalizmle ısrarla üzerinde durduğumuz şey burası. Özyönetim. Kadınlar kendilerine ait nasıl bir özyönetim kuracaklar? İşte komünler üzerinde kendi örgütlenmelerini geliştirecekler, bulundukları yer sokak ya da mahalle, köy orada nasıl ihtiyaçları var? Erkek egemenlikli yaklaşımlar var. Geleneklerin, devletin dayattığı şeyler var. Bir yandan bunlara karşı politika üretecek, örgütlü tavrını ortaya koyacak. Bir yandan da kendi yaşamını örgütleyecek. Kendi mahallesine dair kadınlar ne düşünüyor? O mahallenin mimarisine ilişkin, yollarına, su, elektrik sorunları, aile sorunları, birbirleriyle dayanışma sorunlarına ilişkin ne düşünüyorlar? Çocukların yaşadığı sorunlar var, gençlerin yaşadığı sorunlar var, kadınlar oturup bunları tartışacaklar. Bunları sadece devlet tartışmayacak. Belediye tartışmayacak. Onların da varlığı var. Ama bir kapital sistem var, ulus devlet sistemi var. Bunların içerisinde kendini komün komün örgütleyecek. Kendi yaşamını tartışacak, kendi özyönetimini oluşturacak. Oralarda karar alıp aynı zamanda uygulama gücünü gösterecek. Bu komün bu sistemin en temel birimi olacak. Vücuttaki hücreler gibi düşünürsek, demokratik konfederalizm sisteminde komünler en esas nokta olarak ifade edilmeli. Meclisler de üst alt demek istemiyorum, hiyerarşik oluyor ama daha geniş bir formatta, daha geniş bir coğrafyayı içine katıyor. Komünlerin de iradesini içine alıyor. daha geniş tartışmaların olduğu, kararlaşmaların gerçekleştiği mekanizmalar oluyor. Yürütme organlarını, kendi adalet sistemlerini oluşturacak. Kadın adaletini devlete teslim etmemelidir. Kadın kendi sağlık sorunlarını devlete teslim etmemelidir. Eğitim sorunlarını devlete teslim etmemelidir. Ya da sadece bir aileye teslim etmemelidir. Bunlar çok önemli şeyler. Kadınlar bunu yaptıkça kendine olan özgüveni gelişecek. Burada karşı cephe de oluşacak tabi. Kuzey Kurdistan’da belediye seçimleri de olacak. Daha önce Kurdistan’da kazanılan belediyeler, bu belediyelerin bünyesinde kadın çalışmaları yürütüldü, kadın kurumlaşmaları geliştirildi. Çok önemli hizmetler de var. Ama kayyumlar atandığında ilk yaptıkları kadın kurumlarını kapatmak oldu ya da erkekler yönetim yapıldı. Bunu neden söylüyorum. Bunlar hayata geçirilirken öyle sorunsuz geçmeyecek. Ortaya çıkan kadın iradesi karşısında mutlaka hem devletten kaynaklı şiddet ve bastırma ortaya çıkacak hem de geleneksel-egemen erkeklik tarafından da bastırma ortaya çıkacak. Aile içindeki gerici egemen erkek tarafından da baskılar olacak. Ama bu bir mücadele. Önemli olan kadınlar kendi kaderlerini kendileri tayin edecekler. Sadece şöyle de ele almamalıyız. Toplumsal gerçeklik de var. Bunlardan bağımsız da olmayacak. Demokratik özerkliği oluştururken de kendi iradesi katacak, görüşleri olacak. Kadın iradesiyle, düşüncesiyle, karar gücüyle kendi rengini ortaya koyacak. Bu çok önemli. Genelde de erkeğin değişim-dönüşümü, toplumun değişim-dönüşümü, ailenin değişim-dönüşümü noktasında daha güçlü bir avantaja sahip olacak. Neden? Çünkü kendisini örgütlemiş. Burada sistem var. Önderlik konfederalizmi tespihe benzetmişti. Her bir tanesi parça parçadır. Ama taneler bir iple birbirlerine bağlanır ve bir imamesi vardır. O imameyle bir bütünü ifade eder. Yani konfederal sistemle komünler, meclisler, boyutların hepsi birbirine bağlıdır.

GÜÇLÜ HAYALLER KURMAK LAZIM

Siz bunları atarken bir taraftan çok ütopik geliyor. Doğru bir tanımlama olur mu bilmiyorum. Öylesine bir sistem içerisinde büyütülmüşüz ki böylesine demokratik bir sistem bize çok uzak geliyor. İnsan son yıla baktığı zaman da geldiğimiz noktaya baktığımız zaman da, özellikle Önder APO’nun ortaya koyduğu paradigmadan sonra bunun çok da imkan dahilinde olduğunu görüyoruz. Mesela 20 yıl önce eşit temsiliyeti söyleselerdi çok ütopik gelirdi, ama bu sistem eksikliklerine rağmen giderek güçleniyor. Mesela şimdi bir yerde eş başkanlık sisteminin olmamasını garipsiyoruz artık.

Yani bir de şöyle bir şey var. Her şey hayallerle başlamaz mı? Einstein’a sormuşlar “Biz çocuklarımızın çok akıllı olmasını istiyoruz. Bize ne önerirsiniz? Ne yapalım” Diyor ki bol bol masal anlatın, bol bol hayal kurdurtun. Masal hayal dünyasını geliştirir. Belki tam denk düşmüyor olabilir, hayal çok önemli bir şey, ütopya çok önemli. Sizin de dediğiniz gibi aslında birçok şey mücadeleyle birlikte ütopya olmaktan çıktı. Fiili olarak yaşanabilir düzeye kavuştu. Bence hayalci olmak iyi bir şey. Güçlü hayaller kurmak lazım, kesinlikle hakikat haline kavuşur. Hayali olmayanın hakikati de mücadelesi de olmaz. Hayaller insanı güçlü bir mücadeleye sürükler. Hayal bir aşk gibidir. O aşk seni harekete geçirir, motive eder, düşündürtür, başarmak için sana azim verir. Evet kapitalist sistem bir dünya sistemi haline gelmiş. Endüstriyalizm her yere girmiş, teknoloji her yere girmiş hatta şimdi çiplerle kafamıza girmeye çalışıyorlar, yapay zeka tartışmaları var. Bütün bunların içerisinde özgürlük, demokrasi nasıl gelişecek bunlar hayal gibi gelebiliyor. Ama öyle değil. Tüm mücadeleler böyle gelişmiştir. Bizim mücadelemiz de böyledir, önce hayalle başladı. Ama bunun teorisi var, stratejisi var, bunun mücadelesi var, bunun için verilen bedeller var. 50 yıllık mücadele gerçeği Kurdistan’da bir çok şeyin gerçekleşebileceğini kanıtlamıştır. Romanlar bunu ne kadar anlatır bilemiyoruz, bir savaş gerçekliği içinde bile olağanüstüdür. Bu kadar kimyasal silahlarla savaşılıyor. Dünyada böyle bir şey yok, devletler bile bunu kaldıramıyor. Devletler bile bu kadar ağır bombardımanı kaldıramıyor. Bir gerillanın direnişi mesela, olağan üstüdür. Belki bazılarına, dağda olmayan, gerillacılığı bilmeyene bir hayal gibi gelebilir. Dışardan bakan birine böyle gelebilir ama gerçektir. Ama bu neyle ortaya çıkıyor? İnançla, bilinçle ortaya çıkıyor, bunun mücadelesini vermekle örgütlenmesini vermekle bağı var. Biz eskiden devrimi nasıl algılıyorduk? Devrim devirmek demek. İşte iktidarlar var, o iktidarları deviriyorsun; onların yerine sen iktidar oluyorsun. Sosyalist devrim anlayışı böyleydi. 99 sürecinden sonra Önder APO aslında öncesinden sorgulamaya başlamıştı ama İmralı’da güçlü bir formülasyona kavuşturdu. Dedi devrim sadece bir iktidarı yıkıp onun yerine iktidar olmak değildir. Zaten demokratik konfederalizmde iktidar yoktur. Özyönetim vardır. Bizim devrim anlayışımız şöyle bir şey. Bir iktidarı yıkıp iktidar kurmak değil. Ama mevcut sistemler var. Bu sistemler içerisinde toplumun ahlaki dokusunu geliştirmek ve bunu yaygınlaştırmak istiyoruz. Nasıl ki kapitalist sistem toplumun ahlaki politik yapısını bozdu, geriletti. Biz devrimle birlikte bu alanı genişletmeye çalışıyoruz. Bu alanı nasıl geliştirebiliriz? Komünlerle, meclislerle özyönetim sistemini yaratarak geliştirebiliriz. Bunu uzayda yapmayacağız, dünyanın belli bölgesine gidip yapmayacağız. Sistemlerin içerisinde yapacağız. Tam da o ulus devletlerin içerisinde demokratik özerk sistemi geliştireceğiz. Ulus devletleri dönüştürme mücadelesini yürüteceğiz. Bizim devrim anlayışımız böyledir. Kadın açısından nasıl ele alabiliriz? Kadının kendi örgütlenme alanını daha fazla geliştirmemiz lazım. Örgütlülükten, politikadan yoksun bırakılmış, hatta düşünmekten yoksun bırakılmış, sistemsiz kalmış. Kadın demokratik kadın konfederalizmiyle kendisini ne kadar örgütlerse, komün ve meclislerini ne kadar örgütlerse o kadar erkek egemen sistem karşısında kendi hacmini daha da büyütecektir. Orada ne kadar örgütlülüğünü büyütebilirse kendine güveni gelişecektir. Erkeğe daha fazla meydan okuyabilecektir. O zaman erkek her istediğini her zaman yapamayacaktır. Belki biz birden devrim yaptık erkek sistemini ortadan kaldırdık diye bir şey olmayacak. Sizin dediğiniz hayal ama boş bir hayaldir. Hayalden hayale de fark var. Biz konfederal sistemi geliştirdikçe, güçlendirdikçe erkek egemenlikli sistemin alanı o kadar daralacaktır.

Geçmişte yaptığı gibi kadın üzerine konuşamayacak. Şiddet uygulayamayacaktır. Ama bunu nasıl yapacak? Kadın örgütlü olursa, bir sistem haline gelirse olur. Kadın politika yapacak. Kadın özsavunmasını yapacak. Bunları yaptığı oranda erkek egemen sistem işlevsiz kalacaktır. Kadın devrimi dediğimizde de erkek egemen sistemi devireceğiz diye bir şey yok. Biz özgürlük ve demokrasi istiyoruz. Herkesin iradesini farklılığını koruduğu iktidar olmadan, devletler, baskı mekanizması olmadan herkesin özgür ve eşitçe yaşayabildiği bir yaşam ve sistem kurmak istiyoruz.

ULUSAL BİRLİĞİ KADINLAR AÇISINDAN GELİŞTİRMEK

Kurdistan 4 parçaya bölünmüş durumda. Kürt kadın ulusal birliğini de sağlaması gerekiyor. Bu nasıl gerçekleşecek bu sistem içerisinde?

Parçalı olmanın yarattığı çok dezavantajlar var. PKK mücadelesi aynı zamanda ulusal bir bilinci de ortaya çıkardı. Gerilla mücadelesi, toplumsal mücadelenin açığa çıkardığı ulusal bilinç var. Her ne kadar devletler parçalamış olsa da. Özellikle de demokratik ulus stratejisiyle yaklaştığımızda aslında realitede resmiyette olmasa da ulusal bilinç gelişmiş diyebiliriz. Kadınlar açısından daha fazla geliştirmeye ihtiyaç var. Çok ciddi bir sömürgeci-soykırımcı savaş realitesi var. Bunun içerisinde özellikle Güney Kurdistan’da ihanet olarak da ifade ettiğimiz KDP gerçekliği özellikle de Barzani ailesi şahsında ortaya çıkan bir ulusal ihanet gerçekliği var. Ulusal birlik öyle sıradan bir biçimde hadi bir araya gelelim gibi bir şey değil. Burada bir sınıf mücadelesi, ulusal mücadelesi var. Bunu gözeterek bir ulusal birlik yaklaşımını ortaya koymak gerekiyor. Kadınlar açısından da Kurdistan’ın her alanında – ben parça demek istemiyorum zaten devletler parça parça etmişler- kadın örgütlenmeleri var, şimdiden hayata geçirilmiş demokratik kadın konfederal sistemi var. Siz biraz önce dediniz hayali gibi geliyor. Mesela Rojava’da, Şengal’de, Mexmûr’da bunu hayata geçirmeye çalışıyor kadınlar. Ortaya çıkmış sonuçlar var. Kuzey, Doğu, Güney Kurdistan’da bir kadın örgütlenme durumu var. Kadınları ulusal birliği sağlaması açısından daha öncü hale getirmek gerekiyor. Zaman zaman oldu bazı çalışmalar, çalıştaylar. Bazen bir araya gelerek yapıldı. Rojava’da, Başur’da, Bakur’da yapıldı. Ama daha fazla gündemimize almak lazım. Ulusal birliği kadınlar açısından nasıl geliştirebiliriz, kadın boyutuyla her alanda yaşanan sorunlar var. Hem birbirini desteklemek anlamında hem örneğin sağlık sorunu etrafında ulus olmanın bir sorunu ortak çözmenin yaratacağı sonuçlar vardır. Bir eğitim sorunu, çocukların özgürce yetiştirme sorunu mesela. Çalıştaylarla, konferanslarla bir araya gelelim tamam çok önemli ama somut olarak yaşanan sorunlar üzerinden ulusal birliği açığa çıkarmak, bunun kararlaşmasını birlikte geliştirebilmek çok önemli.

Kurdistan’ın 4 alanında kadınların komünal ulusal ekonomisi mesela bir çok boyut var. Ya da faşizme karşı mücadele, işgale karşı mücadele. Baktığımız zaman Kurdistansızlaştırma, ülkesizleştirme politikası var. Senin yaşayacağın toprakları senin elinden alıyorlar. Kurdistan’ı Kürtsüzleştirme politikası var. O kadar göç ettiriliyor insanlar. En çok da kadınlar mesela. Bunun karşısında ulusal birlik çalışmasını kadınlar yürütmeli, öncülük etmeli. Demokratik konfederalizm gerçekliğini örgütlenme anlayışını aynı zamanda bu tarz sorunlar üzerinden de bir araya gelerek tartışmak, tespih tanelerinin bir iple birbirine bağlanması gibi bunun ulusal kadın birliği açısından düşündüğümüzde de böyledir. Kurdistan’ın 4 alanının demokratik konfederal sistem anlamında birbiriyle bağlantısını kurması etkileşim içerinde olması ve ulusal politika belirlemesi gerekiyor. Zaman ne kadar kaldı bilmiyorum ama kısaca şuna da değinmek istiyorum. Bu Kurdistan açısından böyle ama bir de bir dünya gerçekliği var. Bir Ortadoğu bir de Dünya kadın gerçeği var. Afrika’dan tutalım, Kuzey Afrika, Latin Amerika, Avrupa ülkeleri, Amerika gibi çok gelişmiş denilen ülkeler, Orta Asya ülkeleri Afganistan örneği, Filistin’de yaşanan savaş ve cinsiyetçilik vs nereye bakarsak bakalım çok ağır kadın kırım politikaları var. Ciddi bir mücadele var ama parçalı örgütlenmeler var. Bizim temel hedeflerimizden biri de demokratik kadın konfederalizmini bir dünya kadın konfederalizmine dönüştürmek. Herkes kendi yerelinde örgütlenmeli, kendi özyönetimlerini oluşturmalı, bu özyönetim gerçekliği içinde iradesini ortaya koymalı ama bununla birlikte biz bölgesel birlikler de ortaya koymalıyız.

Demokratik ulusun ucu açıktır. Demokratik ulus alabildiğine kendini genişletebilir. Demokratik ulus kendisine bir çerçeve belirleyebilir. Ama daha geniş coğrafyalar, kültürler vardır. Özellikle kadınlar açısından buna çok ihtiyaç vardır. Kadınlar kendi yerelinde, alanında boğulmuş, hapsedilmiş, eve kadar hapsedilmiş. Şimdi de milliyetçilikle hapsediliyorlar. Kadınların bu milliyetçiliği aşarak bölgesel ve evrensel anlamda konfederal birlikler oluşturması çok önemlidir. Bizim küresel erkek egemen sisteme karşı mücadelemizin çok önemli bir yanı da bu olacaktır. Küresel bir sistem haline geldiğimiz oranda bu sisteme karşı çok güçlü bir mücadele yürütebiliriz. Küresel politikaları, özsavunma sistemimizi, ekonomik yaklaşımımızı ortaya koyabilmeliyiz. Bunlar çok önemli şeyler.

Şöyle diyebilir miyiz? İki temel kimliğimiz var. Bir ait olduğumuz ulus ve kadın olma kimliğimiz. İkisine de sahip çıkmalıyız.

Evet birbirisiz olmaz. İnsan toplumsal kimliğinden ulus kimliğinden ayrı düşünülemez. Milliyetçiliğe düşmemek lazım bu apayrı bir şey. Kesinlikle kabul etmiyoruz ama yurdunu sevmek, toprağını sevmek, kendi toplumsallığın, kültürün başka bir şeydir. Mutlaka bunlar olmalı ama küresellikle yerelliğin doğru bağlantısını kurmak gerekiyor.