Anlamlı yaşamı Abdullah Öcalan’la buldu

Anlamlı yaşamı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleriyle bulduğunu söyleyen Mehmet Ünver’in "Ganimet Savaşları” kitabı baskıya hazırlanırken, “Kaybedenler-Bütün İktidarlar Zalimdir" kitabı da bitmek üzere.

Batman’da 1968 yılında dünyaya gelen yazar M. Mehmet Ünver, ekonomik sorunlardan kaynaklı, Ankara’ya ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalır. İlkokul, ortaokul ve İmam Hatip Lisesi'ni Ankara’da okur. Ancak sağlık sorunlarından kaynaklı üniversite eğitimini sürdüremez. Tedavisinin ardından Hacı Ali Demirel’in Söğütözü’nde bulunan Özel Yükseliş Koleji’nde imam olarak işe başlar. Yaşadığı kişisel sorunlardan kaynaklı buradan istifa eder. Gençliğinde Ülkücü Gençlik içinde yer alan kayınpederi vasıtasıyla bir ayakkabı imalat atölyesinde işe başlar.

Ülkücü bir çevre içinde yaşayan Ünver, yaşadığı çevre nedeniyle herkesten daha fazla Türkçü, dinci ve devletçi olur. Tabii buna o dönemde tek kanal olarak verilen ve PKK’nin anti propagandasını yapan TRT de eklenince Kürtlere tahammül edemeyecek noktaya gelir.

Ayakkabıcılığa başladıktan bir yıl sonra hem dini anlamda hem de Kürt kimliği konusunda büyük bir değişim yaşamaya, değiştikçe de din ve devletle ilgili konularda bazı gerçekleri daha yakından görmeye ve sorgulamaya başlar. Bu sorgulama beraberinde Ünver’in bulunduğu çevreyle sorunlar yaşamaya başlamasına neden olur. Zîlan, Dersim katliamı, Şêx Seîd isyanı gibi okuduğu kitaplar da onu etkiler.

‘DEĞİŞİMİ ÖNDERLİĞE BORÇLUYUM’

1993’de yılında Almanya'ya göç eden Ünver, Almanya’da doğrudan Kürt hareketiyle tanışır. Ünver, "Burada ilk kez tehdit edilmeden ve risk almadan, kendimi ifade edecek özgür bir ortam buldum" diyerek Kürt toplumu içinde yerini almaya başladığını ve Kürtçesini de geliştirdiğini söylüyor. Almanya’ya geçtikten 5 yıl sonra yeniden evlenen Ünver, Mardinli olan eşinin de kendisi gibi asimile olduğunu ve eşinin de onun gibi arayışlarının olduğunu belirtiyor.

En büyük değişimi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a borçlu olduğunu belirten Ünver, “Onun o güzel ve birbirinden değerli eserlerini okuyarak bu evrimi yaşadık. Bu, bir hesap sorma arayışıdır. Onun için eşimin de kendi tecrübelerinden dolayı benimle aynı sonuca ulaşması hem anlamlı hem de sevindiricidir” dedi.

‘SAVUNMALAR TARİHLE BAĞIMI KURDU’

Yazma cesaretini Abdullah Öcalan’dan aldığını söyleyen Ünver ile “Mad-Özgür İnsan”, “Tabu Hovardalığın Kitabı”, “Vatansız” ve “Zingara’nın Aşkı” kitaplarının yazma sürecine ilişkin konuştuk.

2001’lerin sonundan itibaren Abdullah Öcalan'ın “Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetine Doğru” ve daha sonra “Özgür İnsan Savunması” adlı önemli eserlerinden etkilenerek yazmaya başladığını yineleyen Ünver, “Önderliği okuduktan sonra düşüncelerimi ne kadar dar tuttuğumu anladım ve yazmaya dönük cesaretlendim. Çünkü Önderlik insanı cesaretlendiriyor. Öncesinde hep yazmak istiyordum fakat bir türlü cesaret edemiyordum. Savunmalar tarihle olan bağımı kurmayı sağladı. Artık bir Kürt olarak ezilmiş, mağdur olmuş, hakları elinden alınmış birey olarak dünyaya bakmıyorum" diye konuştu.

Abdullah Öcalan'ın “Özgür İnsan” modeli ve geçmiş ile gelecek arasında kurulan bağ ve sorumluluğu Sümer üzerinden anlatmasını örnek aldığını dile getiren Ünver, “Daha önce yazma isteğim vardı. Fakat kendimi yeniden tanımlarken hangi tarzda ve nasıl yazmam gerektiğini bilemiyordum. Ancak Önderliği okuduktan sonra özgüvenim gelişti. Adeta dünyayı önüme serilmiş hissettim. Yazarken de hep ‘acaba bir gün Önderlik yazdıklarımı okursa ne der? Satır aralarında kendisini görebilir mi?’ diye düşündüm. Ve nihayet 2003 yılında bu duygu ve heyecanla yazdığım MAD-Özgür İnsan adlı ilk romanımı bitirip, 2006 yılında Türkiye'de yayımladım” ifadelerini kullandı. Ünver, kitabının ayrıca çok geçmeden Foremostpress adlı ABD’li bir yayınevi tarafından İngilizceye çevrildiğini ve yayınlandığını söyledi.

TABU-HOVARDALIĞIN KİTABI

"Tabu-Hovardalığın Kitabı"nın Eylül 2007’de basıldığını dile getiren Ünver, "Aşk, ahlak ve cinsellik üzerine yazılmış heyecanlı, düşündürücü ve çırılçıplak bir romandır. Romanda hayatlarını farklı yollarla tekrar bir araya getirmeye çalışan üç gencin zaman zaman yürek burkan, zaman zaman da umut dolu hikayesi var. Bu kitapta yaşananlar gerçek. 1970 ve 1980’lerden tutalım 1990’lara kadar insanların hayatı sorgulamadıklarını, yaşanan olaylara kadercilik ile bakıldığını, sorgulamayanların sıkıştıkları bir anda tanrıya sığındıklarını gördüm. Kadercilik düşüncesinden uzaklaşmak veya bu konuyu sorgulamak isteyenleri cesaretlendirmek umuduyla bu eseri kaleme aldım" dedi.

MİTOLOJİK KAHRAMANLAR

"Mad-3 Vatansız" kitabının da Eylül 2008’de baskıya girdiğini sözlerine ekleyen Ünver, devamla şunları belirtti: "Mad-Özgür İnsan romanının birincisi yayımlandı, ikincisi ise bende duruyor. Daha baskıya girmedi. Günü geldiğinde onu da yayınlarım. Mad-3 ise Vatansız adlı kitabımdır. İlk iki bölüm Sümer tarihiyle ilgilidir. Vatansız kitabım, 1990 yılında aynı Sümerli tanrısal kahramanlar zaman tünelinden geçerek geçmiş ve gelecek arasında gidip gelebiliyor. Bu Sümerli kahraman, 1990’da yeryüzüne çıkıp bakınca çok şaşırıyor. 5 bin yıl önce yer altına girdiğinde farklı bir dünya vardı ve kendisi tanrılarla savaşıyordu. Özgürlüğü arayan bir rahipti ve tanrıçanın şövalyesiydi, tanrılara karşı savaşıyordu. İnsanları tanrıların onlara yaptığı büyülerden kurtarmaya, gözlerini açmaya ve tabuları yıkmaya çalışıyordu.

Bir de 1990’larda aynı topraklarda gözünü açtığında kendisini büyük bir savaşın içinde buluyor. Araplar, Kürtler, Acemler ve Türkler savaş halinde. Üstelik hepsi de Sümerli olduklarını iddia ediyorlar. İlginçtir ki bunlar aynı topraklarda yaşamış bulunan Kadim Kürt halkının da Sümerli olabileceğine hiç ihtimal vermiyorlar."

‘VATANSIZ'DA DEVLETSİZ KÜRTLER VAR

Vatansız romanında üç farklı kahramanı ortak konularda bir araya getirdiğini söyleyen Ünver, ulus devletin ve bilhassa şiddet amaçlı orduların ve silahların, bütün kötülüklerin anası olduğu mesajını vermeye çalıştığını dile getirdi."

“Geçmiş tarihiyle ve medeniyetiyle çok fazla övünen Ortadoğu’da iki toplumlu hiçbir devlet ve medeniyet yaşatılamazken, Avrupa’da İsviçre toplumunda dört ayrı ulus ve dilin tek bir devlet çatısı atında yaşatılabilmesini karşılaştırmaya çalıştım" diyen Ünver, konuyu işlerken mitoloji ve bilim kurgu tarzını seçmeyi uygun gördüğünü ekledi.

Ünver, Şubat 2012’de basılan “Zingara’nın Aşkı” kitabının hikayesini ise şöyle anlattı: “Yoğunlaşmak ve yeniden yazmak için bir ara Coburg şehrine gitmiştim. Yazacak bir konu ararken tesadüfen Veste denilen kalede yaşanan hikaye ilgimi çekmişti. Sonra merak edip araştırdım. Bu kale Avrupa tarihinde en kritik rolü oynamış bir kaledir. Özellikle Almanya, İsviçre, Avusturya ve Hollanda’nın bir kısmı Germen bölgesi dediğimiz sınırlar içerisinde köylü savaşları ve mezhep savaşları iç içe yaşanıyor. Aslında Martin Luther‘in Katolik Papa‘ya başkaldırması reformcuları, protestanları yeniden örgütlemesi, derebeylerine karşı başkaldırması ve köylülerle birlikte mücadele etmesi sürecini anlatıyor. Köylü savaşlarının lideri Thomas Münzer ile Martin Luther din ve mezhep üzerinden geçmişle bağı kırdıklarında Avrupa insanı için serbest ve kontrolden çıkmış bir alan açılıyor. Yeni ama eskisinden kopmuş yeni bir ulusçuluk akımı başlatılıyor. Almanların ulusçuluğu da buradan itibaren başlıyor.

1525 süreçleridir. Fakat bundan 10 sene öncesinde, yani 1514‘de Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail arasında Çaldıran savaşı yaşanıyor. Batı’da belki mezhepsel açıdan köylü isyanları kaybetti ama bir reformun da önünü açarak dinin arka plana atılmasını sağladı. Martin Luther'in temsil ettiği Hristiyanlık ve Yavuz’un savunduğu Sünnilik aynı kaynaktan beslendikleri için ikisi de 1500’lü yılların başında tükenmiştir. Hristiyanlık, Yahudilik ve İslamcılık üçü de aynı kök üzerinde kuruyan bir ağacın dallarıydılar. Şah İsmail zayıflayınca uçurumun kenarından dönen İslam, Yavuz'la birlikte bölgede daha da güçlendi. Yavuz, ömrünün sonuna gelmiş İslam’ı yeniden kurtarmakla kalmadı, onu halifelikle bölgeye perçinledi. Maalesef İslam coğrafyasında aydınlanmanın önünü kesti. Yavuz’un bölgeyi din olgusu ve mezhep çelişkileri ile yeniden örgütlemesi, bugün ortaya çıkan ağır sonuçların doğmasına sebep oldu. Böylece reforma sırtını dönen Osmanlı bana göre kaybetmiştir.

Kitabımda Avrupa’daki bu eşzamanlı gelişmelerin yaşandığı 1525-1530 yılları arasında Germanya Bölgesinde yaşanan tarihi gelişmeleri işledim."

MATTHİAS VE ZİNGARA'NIN AŞKI

“Zingara’nın Aşkı” romanının konusuna ilişkin konuşan Ünver, “Bir tarafta köylü sınıfının toprak sahibi derebeylerine ‘ekmek ve özgürlük’ sloganıyla başkaldırısı, diğer tarafta ise ‘Katolik ve Protestan’ kiliselerinin kamplaşması döneme damgasını vururken, sosyal bunalım dini çelişkilerle daha da derinleşerek kendisini hissettiriyordu. Toplumsal iç çatışma ve sıkıntıların yoğun yaşandığı ortamda iki insan tertemiz yaşatmaya çalıştıkları duyguların savaşını veriyorlardı.

Onlar ne bir karış toprağa sahip olmak istiyorlardı ne de orman kanunlarının geçerli olduğu bir yaşamda manasız bir özgürlüğü. Dürüstlüğün ve inanmanın sembolü farklı çarpan iki yürek sahibi Matthias ile Zingara’nın Coburg’da yaşadıkları o gerçek aşk asla unutulmayacaktı. Çünkü her insanın bir aşkı, her aşkın da bir hikayesi vardı. Ancak, hiç kimsenin Zingara'sı ve Zingara gibi aşkı olmadı" diye belirtti.

GANİMET SAVAŞLARI YIL SONUNDA BASILACAK

“Ganimet Savaşları” kitabının baskıya hazır olduğunu ve bu yılın sonlarına doğru basmayı düşündüğünü ifade eden Ünver, “Bu kitabımda Zingaranın Aşkı’nda da belirtiğim gibi Avrupa’da Martin Luther ile ilgili gelişmelerin ardından dinin iktidarının sarsıldığı ve yeni bir reform düşüncesine kanal açtığı dönemde aynı semavi dinin bir başka temsilcisi Ortadoğu'da iktidar olan İslam’ı izah etmeye çalıştım. Yani semavi dinlerin hem Avrupa’da hem de çıktığı yerde de miadını doldurduğunu ispatlamak istedim” dedi.

Zingara’nın Aşkı kitabının ardından Doğu’da eş zamanlı yaşanan tarihi olaylar için de “Kaybedenler-Bütün İktidarlar Zalimdir” bir çalışmayı kaleme aldığını söyleyen Ünver, “Öncesini anlatmadan 1514 yılında Çaldıran Savaşında kimlerin neyi kazandıklarını veya kaybettiklerini ispat etmek zordu. Bu amaçla tarihi başından itibaren yazmaya karar verdim. Bütün hurafe ve siyasi amaçlarla üzeri örtüldüğünden mevcut ortamda gerçeğinden çok farklı bir din, İslam ve Muhammed’in yaşamı söz konusudur. Yüzlerce kaynaktan faydalanarak on yıllık bir çabadan sonra bitirebildiğim bu eserde, tarihi bir süreçte yaşanan veya yaşandığı iddia edilen vakaların gerçek hikayesini deşifre etmeye çalıştım” diye konuştu.

“Yalanlar ve efsaneler anlatılmadığında tarihin dili ve yargısı çok daha farklı olur” diyen yazar Ünver, okuyucunun da bunu fark etmesini umduğunu ifade etti.

Ünver, bu kitabını da ileriki süreçte bitirip basmayı düşünüyor.