Bu halk şehitlerini unutmaz!

Kürt halkı, Önderlerine yapılan komployu öğrenir öğrenmez soluğu Berlin’deki İsrail Konsolosluğu önünde alır. Almanya ve İsrail güçleri planlı bir şekilde halkı hedef alır, dört kişi katledilir. Gerçekler açığa çıkarılmadığı gibi dosyanın üstü kapatılır.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası komploya maruz kalması dünyanın her yerinde Kürtlerde öfke yaratmış, bu öfke komploda parmağı olan güçleri protesto etme tepkisini doğurmuştu.

Takvim yaprakları 17 Şubat 1999’u gösterdiğinde birçok merkezde olduğu gibi Berlin’de de komplocu güçlerin temsilcilikleri protesto yeri olmuştur. Berlin’deki İsrail Konsolosluğu’nun önünde ise komployu protesto eden yurtseverler konsoloslukta çalışanlar tarafından taranmış; Kürt yurtseverler Mustafa Kurt, Sema Alp, Ahmet Acar ve Sinan Karakuş şehadete ulaşmış, onlarca yurtsever ve birkaç Berlin polisi yaralanmıştı. O güne ait Berlin polis telsiz çözümlerini yayınlayan Spiegel gazetesinin ulaştığı bulgulara göre; İsrail’in Berlin Başkonsolosu Miriam Shomrat “katliamın tanığıyım” derken, dönemin Alman İçişleri Bakanlığı kitleyi suçlar, İsrail hükümeti ise başkonsolosu susturur, Mossad “tedavi” amaçlı psikolog gönderir. Aslında komplocu güçler bir nevi katliamı örtbas etmekte kararlıdır.

KAZIM ACAR: SEVGİ DOLUYDU

Katliamda şehadete ulaşanlardan Ahmet Acar, Riha’nın Birecik ilçesine bağlı Ayran kasabası doğumludur. 9 çocuklu olan aileden olan Ahmet, ailenin üçüncü çocuğudur. Kardeşi Kazım Acar ağabeyi Ahmet Acar için “İlk okulu bitirdikten birkaç sene sonra buraya geldi çok genç yaşta. Biz o zaman çocuktuk tabi ama yaşam dolu, gerçekten çevresini seven sayan, çevresi tarafından da gerçekten sevgiyle karşılanan biriydi. Yani onun çocukluk arkadaşları olsun, buraya geldikten sonra arkadaşlık kurduğu kişiler olsun kesinlikle hiçbirinden Ahmet'e dair olumsuz bir şey duymadık. Kendiyle barışık, gerçekten sevgi dolu biriydi” diyor.
 
FEDAKARDI

Mütevazi kişiliği olan Ahmet Acar, Avrupa’ya geldikten sonra burada bir takım zorluklarla karşılaşır. İltica eder, ilticası reddedilir. Kaçak duruma düşer, bir süre abisinin yanında kalır. Karşılaştığı zorlukları ülkedeki ailesine yansıtmaz. “Köye telefon açardı ama hiçbir zaman anne babam veya bizler üzülmeyelim diye yaşadığı olumsuzlukları bize anlatmazdı. İnsanları üzmemek için hep kendinden fedakarlık yapıyordu. Şehadete ulaştığı güne kadar” der kardeşi Kazım Acar.

AVRUPA’DA YURTSEVERLİKLE TANIŞTI

Ahmet Acar yurtseverlikle Avrupa’da tanışır. Kürt toplum merkezlerine gider. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın kitaplarını, Serxwebûn dergisini okur. Okudukça, Kürt halkının Avrupa’daki kriminalizasyon politikaları ve ülkedeki sorunları hakkında bilgilenir.  

Kazım Acar, abisinin yurtseverleşmesi sürecini tanımlarken “Avrupa’ya çıktıktan sonra yurtseverlik duyguları, halkımızın genel olarak çektiği sorunlar hakkında bilgi sahibi olmaya başladı. Bu konularda okumaya başladı, takip etmeye başladı, yürüyüşlere katılıyordu. Yani bizim doğup büyüdüğümüz köyde yurtseverlik duygularının çok yüksek derecede olduğunu söyleyemem. Şu an farklı ama o zamanki duruma göre söylüyorum. Partiyle, tarihimizle yüzleşmesi, tanışması Avrupa’da oldu. O kadar çok aktif olmamasına rağmen hiçbir etkinlikten geri kalmamaya çalışıyordu" diye vurguluyor.

SOLUĞU KONSOLOSLUK ÖNÜNDE ALIR

Hollanda’daki konsoloslukta bir aracı bulup vize işlemlerini yapan Ahmet Acar, soluğu Almanya'da alır. Kazım Acar, “7 seneden sonra ilk defa resmi olarak Almanya'ya giriş yapacaktı. Hollanda’ya gitti. Vizesini aldıktan sonra Salzgitter’e abimin yanına uğradı, Başkan’ın yakalandığı gün. Orada abim çok ısrar etmesine ‘Burada kal yarın gidersin, seni götürürüm' demesine rağmen; 'kesinlikle çok acil işim var gitmem lazım' diyerek orada kalmadı ve direk Berlin’e geldi” diye anlatıyor.

TETİKÇİLER KATLETTİ

Ahmet Acar, Berlin’e gelir gelmez soluğu İsrail Konsolosluğu'nun önünde alır. Çünkü uluslararası komploya karşı protestoların adresi orasıdır. Spontane bir adrestir, önceden kararlaştırılmadan, yurtseverlik bilinci Kürtleri o gün oraya sürükler. Ahmet Acar da o bilinçle oraya gider. Kazım Acar, şöyle anlatıyor: "Kardeşimin ertesi gün normalde yabancı poliste oturum randevusu vardı. Vizeyle giriş yaptığı için 7 yıl sonra oturum alacağı gün, İsrail Konsolosluğu önünde İsrail Konsolosluğu'ndaki görevli bir katil tarafından öldürüldü. Dört kişi şehit düştü, birkaç yurtsever de yaralandı. Tabi bu süreci değerlendirdiğimizde Önderliğin yakalanmasıyla beraber bütün Avrupa’da olsun, Kürdistan’da olsun, Türkiye metropollerinde olsun, Balkanlar olsun, Ortadoğu ve Kürtlerin yaşadığı bütün alanlarda olağanüstü bir hareketlilik vardı. Bir tepki vardı. Bunu kabullenmeme vardı. Çünkü Önderliğe yönelik uluslararası komplo ile yakalanması çok acayip bir öfke patlamasına neden oldu.”

HEDEF GÖZETEREK VURDULAR

İsrail'in rolüne dikkat çeken Kazım Acar, "Halk öfkesini bir yere kusmak istiyordu. Komploda yer alan ülkelerin kurumlarını protesto için gidiyorlardı. Demek ki İsrail bunu bildiği için önlem almış; kitle çok kalabalık olmasına rağmen hiçbirisinin elinde silah, bıçak yani kesici öldürücü alet yoktu. Sadece o öfkelerini dile getirmek için gittiler. Bunlar konsolosluk bahçesine girmek için tellerden atlarken kapı girişinde vuruldular. Yani konsolosluğa kimse girmemişti. Sonra dört kişi olay yerinde öldü. Bir sürü arkadaş da orada yaralandı. Çünkü orada kitleyi gerçekten hedef gözeterek, öldürmek için taradılar. Yani İsrail bu katliamı bilerek, planlayarak yaptı. Havaya ateş açıp korkutabilirlerdi; direkt göğsüne, kalp hizasına hedef alarak katlettiler. Çoğu kişi öyle ölmüştü” diye vurguluyor.
 
ALMANYA KÜRTLERİ FEDA ETTİ

Almanya gerekli incelemeyi yapmaz. Katledilenlerin otopsi raporları hiçbir zaman açıklanmaz. Birçok kişinin de sırtından yaralandığını söyleyen Kazım Acar, "Gerçekten öldürmek için vurdular. Gerçekten bir katliam yaptılar. Şimdi Alman devleti -rolünü anlamak için söyleyeyim- oraya itfaiyenin gelmesi bile 45 dakika sürdü. Zamanında gelmiş olsaydı, görüntülerde izlemiştik, resmen can çekişiyordu. 45 dakika karın üzerinde -9, -10 derece olan bir havada itfaiye 45 dakika sonra ancak geldi. Geldiği zaman ölen ölmüştü; yaralılardan kendi imkanıyla gidebilen hastanelere gitmişti. Açılan mahkeme davalarını Almanya örtbas etti. Dava kapandı. Ne kimse ceza aldı, ne de bu ailelerin mağduriyeti hiçbir zaman giderildi. Almanya devleti, İsrail ile ilişkilerine Kürtleri kurban etti. Bu ilk mesele değil; son da olacağını zannetmiyorduk zaten. Ki öyle de oldu. Gelişen süreçte Almanya’nın Kürtleri hep feda edeceğini gördük" diyor.
 
THY CENAZEYİ KABUL ETMEZ

Katliam sonrası teslim alınan cenazeler ülkelerine yani Kürdistan’a yollanmak istenir. Biletler alınır, yol masrafları ödenir. Ancak bir gün sonra Türk Hava Yolları (THY) cenazeyi almayacağını söyler sonrasını Kazım Acar, şu sözlerle anlatıyor: "Aldığımız biletleri iptal etti. Türk Hava Yolları bizi terör suçlamasıyla reddetti. 'Teröristlerin cenazesini taşımayız' dediler. Hepsi kendi halinde işinde, gücünde gerçekten suçsuz, günahsız insanlardı. Esas katil, esas terörist kendileri ve İsrail olmasına rağmen; suç ortağı Almanya olmasına rağmen yine biz kurban seçildik. Bu suçlamayla cenazenin transferini iptal ettiler. Biz de tabi başka yollardan ayarlayıp götürdük. Tabi köy girişinde askerler önceden haber alıp önlem almışlardı. Panzerlerle köyün giriş çıkışını kapatmışlardı.”
 
KÖYDE DE BASKI VARDIR

Köy girişinin panzerlerle kapatılması yurtsever olmayan köy açısından alışılmış bir durum değildir. Daha önce ilk ve tek defa JİTEM tarafından katledilen Mehmet Şen’in cenazesinde benzer durum yaşanmıştır. Panzerlerle köyün giriş çıkışını yasaklamak, ikametgahı köyde olmayanların köye girişini yasaklamak ilk defa Mehmet Şen’in cenazesinde ve daha sonra da Ahmet Acar’ın cenazesinde yaşanır. Köyde yaşadıklarını anlatan Kazım Acar, “Zaten cenaze köye girince gece yarısı 12-1 gibi defnetmeye zorladılar. İtiraz etmemize rağmen kabul etmediler. Ve biz cenazeyi aile fertleri dışında kimsenin katılıma izin vermedikleri gece yarısı o soğukta defnetmek zorunda kaldık. Demek ki o zulüm ellerinden geliyordu onu da yaptılar. Zaten ölmüş biri ne yapabilir? Kalanlar onun defnedilmesi, halkın onu sahiplenmesi, bu öfkenin bir eyleme dönüşmesini engellemek için korkuyla sindirip giriş çıkışları yasaklayarak sadece bizim aileden birkaç kişiyi bırakıp gece yarısı defnettirdiler" diye belirtiyor.

MİRASI YURTSEVERLİK OLDU

Ahmet Acar’ın şehadeti aile için milattır. Köyün yurtseverleşmesini hızlandırır. Kardeş Acar, o etkiyi Ahmet’in kendilerine söylediği cümleler ile özetler: "Şimdi ben Ahmet’i rahmetle anarak onun bir anısını paylaşmak istiyorum. 'Bizim köyün yurtseverliği konusu açıldığı zaman hep dile getirdiği bir şey vardı. Bütün diğer köylerde veya illerde gerilla savaşı var. Şehitler var. Şehadetler söz konusu olduğu için yurtseverlik üst seviyede. Bizim burada ne gerilla var ne de şehitler var. Şehitler bizim köyden çıkmadığı sürece bizim köy yurtseverleşmez. Bizim şehitlere ihtiyacımız var. Yani bu mücadeleye gönül vermiş her şeyini bu mücadele için feda edebilecek insanlara ihtiyaç var' derdi. Gerçekten hep bunu dile getirirdi. Zaten en son da kendisi şehit oldu. Onun şehadeti sonrası köyümüzün şu anki durumunu göz önüne alırsak o döneme göre bu bilinç yükseldi. Davayı tanıma, sahiplenme kesinlikle o günle karşılaştırılamaz. Çok büyük gelişmeler oldu. Köyümüzde başka şehadetler de oldu. O şehadetlerin etkisi kesinlikle oldu.”

KAMİLE KURT: ÖNDERLİĞE BAĞLIYDI

İsrail Konsolosluğu önünde şehit edilenlerden biri de yurtsever Mustafa Kurt’tur. Mustafa Kurt, Avrupa’ya gelir gelmez özgürlük hareketi çalışmalarında yer alır. Aileleri ziyaret eder, esnafları gezer Serxwebûn dergisini dağıtır. Aktif savaş Kürdistan’da yaşanırken o kendisini cephe gerisindeki bir nefer olarak görür ve halk çalışması yapar. 
Mustafa Kurt, önce Almanya’nın Saarbrücken kentinde kalır. Orada iken ülkeden sevdiği Kamile Kurt ile evlenir.

Kamile Kurt birbirlerini severek evlendiklerini anlatırken, “Ailelerimiz biliyordu. O nedenle babam hiç ikiletmeden beni Mustafa’nın yanına yolladı. Severek evlendik. Ancak o da Önderliği seviyordu. Ona bağlıydı” diyor. 

ROMA’YA OĞLU FİKRET İLE GİTTİ

Üç yıllık evliliklerinden olan çocukları Fikret'in, babası Mustafa Kurt’a dair hatırladığı anısını Kamile Kurt, şöyle paylaşıyor: “Fikret; Berlin’deki dernekte ben çubukla oynuyordum, babam da benimle oynuyordu. Kürt Halk Önderi'nin Roma günlerinde Avrupa'nın farklı kentlerinde Roma'ya akın eden Kürdistanlıların içindeydik. Beni de Roma’ya götürdü. 'Soran olursa adım Şoreş’tir dersin. Kürdistan’a Başkan Apo’nun Şoreş’i gelmiş' dersin. Ben de zafer işareti yapıp onu onayladım."
Önce Saarbrücken kentinde kalan Kurt çifti, komplodan iki hafta önce Berlin’e yerleşir. Berlin'de Mustafa Kurt yurtsever çalışmalarına devam eder, Kamile Kurt da okur yazar olmadığı için dernekte yurtseverlere yemek yapar. “Ne yapayım, elimden o geliyordu” diye anlatıyor. Onu anlatırken derin bir axx çeken Kamile Kurt, "Ne Türkler ne Avrupa bize hayat bırakmadı. Herkesin gücü bize yetiyor. Biz de insan gibi yaşamak istiyorduk. Avrupa’ya yeni gelmiştim. Birbirimiz seviyorduk Mem u Zin gibi, severek evlendik" diyor.

ELBİSELERİNİ VERMEDİLER!

Komplo sonrası protesto dalgası yayılırken o da eşiyle beraber İsrail Konsolosluğu protestosuna gider ve Mustafa Kurt şehit düşer, Kamile Kurt ise yaralanır. O gün yaşadıklarını şöyle özetliyor Kamile Kurt: “Kimsenin elinde bıçak, sopa, kesici, delici hiçbir şey yoktu. Elbiseleri verilmedi. Bizi kabul etmediler. Kimlikleri tek verildi. Başka hiçbir şeyi verilmedi. Tek isteğim onun elbiselerini vermeleriydi.”  

DAVAMIN PEŞİNDEYİM

Almanya'nın davayı kapatmasına tepki gösteren Kamile Kurt, “Davanın peşindeyim. Elimden geldiğince de davamın peşinde olacağım” diyor. 

HİÇBİR ZAMAN PİŞMAN DEĞİLİZ

Tecridin hala sürdüğünü, Kürt Halk Önderi'nin maruz kaldığı uygulamanın Kürtlere yönelik olduğunu son olarak sözlerine ekleyen Kamile Kurt, 15 Şubat için Roja Reş diyor ve ekliyor: “Yani kara gümümüz. Ben de tüm Kürtler gibi kınıyorum. Biz de Önderliğimiz serbest kalsın istiyoruz. Biz de diğer halklar gibi gülmek istiyoruz. Bu durumu kabul etmiyoruz. Şehit verdik yine de onun için veririz. Serok için şehit verdik. Hayatta kaldığım sürece şehitlerle, Önderlikle beraberiz. Biliyoruz ki şehitlerimiz de Önderliğimiz de her zaman bizimledir. Mustafa için de sanki yeni şehit düşmüş. Biz hiçbir zaman pişman değiliz. Önderlik için şehit düştü”.

MEHMET ACAR: DELİDOLU BİR ÇOCUKTU

İsrail Konsolosluğu önünde katledilen Ahmet Acar’ın amcasının oğlu Mehmet Acar, “Ahmet’in çocukluğu yanımda geçti. Delidolu bir çocuktu. Okuyamadı, köyde babasıyla bağ-bahçe işleriyle uğraşıyordu” diyerek, Almanya’ya gittiğinde 20-21 yaşlarında olduğunu belirtiyor. İsrail konsolosluğu önündeki eylemden 3-4 ay önce evlendiğini aktaran Mehmet Acar, komploya karşı yoldaşlarıyla beraber soluğu İsrail konsolosluğu önünde aldığını ve şehit düştüğünü anlatıyor.
O dönem Birecik’te belediyede memur olarak çalışan Mehmet Acar, Ahmet’in ölümü nedeniyle işten çıkarılmış: “Belediye başkanı beni odasına çağırdı. ‘Memuriyet bitti, bundan sonra çöp toplamaya gideceksin’ dedi. Meğer karakol komutanı talimat vermiş: ‘Bu adamı çıkaracaksın işten, amcasının oğlu Berlin’de öldü’ demiş.”
Cenazenin köyde defnedilmesine de sorun çıkarıldığını aktaran Acar, “Akşam defnedildi halkın katılımının önüne geçmek için. Yine de çok kişi geldi törene. Karakol komutanı amcam ile babamı tehdit etti” diyor. 
Kürtlerin her yerde zulme maruz kaldığını söyleyen Mehmet Acar, “Şehitlerimizin mücadelesini elimizden geldiğince sürdüreceğiz” diye belirtiyor.