GÖRÜNTÜLÜ

Alfonso Gomez: Müzakere için PKK ve Türkiye’yi Cenevre’de ağırlamaya hazırız!

Cenevre Şehir Belediyesi Yönetim Konseyi Üyesi Alfonso Gomez, Önder Apo’nun çağrısının önemli olduğunu ifade ederek, “Türk devleti barış çağrısına karşılık vermeli. Gelişecek süreçte tarafları müzakere için Cenevre’de ağırlamaya hazırız” dedi.

ALFONSO GOMEZ

Cenevre Şehir Belediyesi seçimlerinin ilk turunu ikinci sırada tamamlayan ve ikinci tura hazırlanan Yeşiller Partisi adayı, Belediye Yönetim Konseyi Üyesi ve önceki dönem Belediye Başkanı Alfonso Gomez, şehir yönetiminde sol çoğunluğu korumanın önemine dikkat çekerek seçmenleri sandığa gitmeye çağırdı.

Cenevre Kanton Belediyeleri yerel seçimlerinin ikinci turu 13 Nisan’da gerçekleşecek. İlk turun 23 Mart’ta yapılmasının ardından, mutlak çoğunluğu sağlayamayan adaylar ikinci turda yarışacak. Seçmenler, belediye yönetim kurulunda (Conseil administratif) yer alacak beş kişilik ekibi belirlemek için yeniden oy kullanacak. Seçimlere ortak bir blok olarak katılan sol partiler, mevcut çoğunluklarını korumayı hedefliyor.

İlk turda hiçbir aday seçilmek için gerekli olan mutlak çoğunluğa erişemediği için ikinci tur düzenleniyor. Uluslararası alanda büyük bir öneme sahip olan ve 190’dan fazla milletin yaşadığı Cenevre’de göçmen oyları seçimlerin kaderinde belirleyici rol oynuyor. İsviçre vatandaşlığına sahip göçmen kökenliler ile kentte en az sekiz yıl ikamet edenler de oy kullanma hakkına sahip.

Kentteki en aktif topluluklardan biri olan Kürtler ve Türkiyeli demokratlar da seçim sürecinde önemli bir aktör konumunda. Göçmenlerin oylarının etkisi, Kürdistanlıların siyasete katılımı ve seçim gündemi üzerine, ilk turda aldığı oy oranıyla ikinci olan ve ikinci turda seçilmesine kesin gözüyle bakılan Cenevre Şehir Belediyesi Yönetim Kurulu Üyesi Alfonso Gomez ile konuştuk.

23 Mart’ta düzenlenen ilk seçimlerde aldığınız oy oranıyla ikinci sıraya yerleştiniz. Bu sonucun ve 2. turu 13 Nisan’da gerçekleşecek bu seçimlerin Cenevre açısından önemi nedir?

Mevcut Belediye Başkanı Christina Kitsos’un ardından ikinci sırada yer aldım. Elbette bu sonuçlar bizler açısından çok olumlu. İlk turda ortaya çıkan sonuçlar, solcu adayların seçmen kitlesi tarafından olumlu şekilde değerlendirildiğini ve desteklendiğini gösteriyor.

İsviçre de dahil olmak üzere tüm ülkelerde ve elbette şehirlerde gerici, aşırı sağcı fikirlerin yeniden canlandığını açıkça gördüğümüz göz önüne alındığında, bu sonuçlar daha da önemli. Bu seçimler son derece önemli ve özellikle Cenevre için daha da büyük bir öneme sahip. Öncelikle ulusal düzeyde sert sağcı bir çoğunluğa karşı şehirler hâlâ direniyor ve sol eğilimli kalmaya devam ediyor. Aynı zamanda kantonlarda sağın güç kazanmakta olduğunu da gözlemliyoruz.

Bu yüzden İsviçre’nin ikinci büyük şehri olan Cenevre’nin solda kalması ve sol bir hükümet ekibi tarafından yönetilmesi çok önemli. Ayrıca Cenevre, uluslararası dayanışmayı, ilerici bir duruşu ve çevrenin korunmasına yönelik güçlü bir mesajı temsil ediyor. Cenevre’nin uluslararası bir şehir olması, Birleşmiş Milletler, sivil toplum kuruluşları (STK) ve insan hakları alanındaki rolü nedeniyle bu seçimleri daha da kritik hâle getiriyor. Bu yüzden umarım bu seçim, ilerici güçler için önemli bir zaferle sonuçlanır.

Cenevre birçok göçmen topluluğuna ev sahipliği yapan çok kültürlü bir şehir. Bu bağlamda göçmenlerin oy kullanmasının önemi nedir?

Ne yazık ki bana göre bu seçimler şehirdeki göçmenler tarafından yeterince önemsenmiyor. Bildiğiniz gibi, Cenevre’de sekiz yıl ikamet süresini tamamlayan yabancılar oy kullanabiliyor. Ancak genel olarak seçmen katılımının düşük olduğunu gözlemliyoruz. Üstelik bu düşük katılım, oy kullanma hakkına sahip göçmenler arasında İsviçrelilere kıyasla daha da düşük. Bugün genel olarak seçimlere katılım oranı yaklaşık yüzde 30-33 seviyelerinde. Fakat oy kullanma hakkına sahip göçmenlerin katılım oranı yüzde 20’nin bile altında. Sağ ve popülist söylemlere karşı göçmenlerin bu seçimlerde kullanacağı oylar çok önemli.

Cenevre’deki en aktif topluluklardan birisi de, Kürtler ve Türkiyeli demokratik çevreler. Bu kesimlerin burada siyasete katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Cenevre, konumundan kaynaklı aynı zamanda Kürdistanlıların bir eylem merkezi. Kendi taleplerini dile getirmek için sık sık gösteriler düzenliyorlar. Bu insanların talepleri noktasında belediye yönetimi nasıl bir rol oynuyor?

Öncelikle Cenevre’deki Kürt toplumunun çok aktif olduğunu vurgulamak isterim. Bu durum, az önce göçmenlerin seçimlere ilgisi üzerine söylediklerimle biraz tezat. Kürt toplumu sık sık gösteriler düzenliyor ve seçimlere katılıyor. Elbette daha da aktif olmaları hatta Cenevre’de Kürt kökenli daha fazla seçilmiş temsilcinin olması gerekiyor. Bugün hâlâ sayıları çok yetersiz. Cenevre’nin bir insan hakları başkenti olarak, onların sorunlarına duyarlı olması büyük önem taşıyor.

Belediyenin sorunlara duyarlı olması gerekiyor. Çünkü geçmişte de gördüğümüz gibi, bugün özellikle iki ülkede yaşananlar bizi endişelendiriyor. Bunlardan biri Suriye. Rojava’daki deneyim bizim için son derece önemli. Bu, büyük bir geleceğe sahip önemli bir deneyimdir.

Aşırı gerici güçlerin aktif olduğu son derece çalkantılı hatta tehlikeli bir yerel bağlamda ilerici ve feminist bir deneyim. Çünkü bölgede aşırı gerici güçlerin aktif olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra Kürt halkının, Türkiye’deki durumu da tarihsel olarak büyük bir mesele. Gerek Cenevre yetkilileri gerekse Cenevre’nin sol kesimi, Kürt halkıyla dayanışmalarını her zaman ifade ettiler ve etmeye devam edecekler. Türkiye’de genel olarak demokratik haklara yönelik ihlaller yaşanıyor ve son dönemdeki gelişmeler bunu açıkça gösteriyor. Özellikle de Kürdistan bölgesinde demokrasiye ve demokratik haklara yönelik saldırılar dikkat çekiyor. Erdoğan yönetimindeki gerici güçlerin, demokratik yollarla seçilmiş belediye başkanlarını görevden aldığını görüyoruz. Ve elbette, bu bizim için kabul edilemez.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, kısa süre önce Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi noktasında tarihi bir çağrı yaptı. Bu çağrının karşılık bulması ve buna destek vermek için başlatılan kampanyanın da imzacılarındasınız. Abdullah Öcalan’ın bu çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çağrıyı son derece olumlu değerlendiriyorum. Az önce belirttiğiniz gibi, ben de bu barış çağrısını destekleyen imzacılardan biriyim. Cenevre bir insan hakları başkenti, aynı zamanda bir barış başkentidir. Her zaman şunu söylüyorum: Barış hakkında konuşmak, barışı tartışmak isteyen herkese Cenevre’nin kapısı açıktır. Demokratik haklara ve halkların kendi kaderini tayin hakkına saygı duymak isteyenler de burada her zaman hoş karşılanır.

Elbette Sayın Öcalan’ın çağrısını memnuniyetle karşılıyorum. Çünkü ne yazık ki, Kürt halkının trajedisi onlarca yıldır devam ediyor. İç savaş ve bir özgürlük savaşı-ki bu savaşı doğru adlandırmamız gerekiyor-yüz binlerce insanın hayatına mal oldu ve tarif edilemez acılara neden oldu. Birçok Kürt, Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı ve başka ülkelerde olduğu gibi İsviçre’de de sığınacak bir yer aradı.

Bu nedenle barışa ve çatışmadaki tarafların tanınmasına yönelik her girişim son derece önemlidir. Çünkü barışı sağlamak için bir noktada karşı tarafı tanımak, taleplerini kabul etmek ve bu talepler ile taraflar arasındaki farklılıkları müzakere etmek gerekir. Bu yüzden bu çağrıyı ve girişimi destekliyorum.

Ayrıca 15 yıl boyunca görev yaptığım Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin eski bir üyesi ve delegesi olarak Kürdistan’da yaşananları yakından takip ettim ve barışın sağlanması için mücadele ettim. Bunu geçmişteki ve bugünkü mağdurlar adına yapıyorum ve umuyorum ki gelecekte artık mağdur olan kimse kalmaz. Barış yolunda ilerlemek bir zorunluluktur.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısına rağmen Türk devleti bugüne kadar somut adımlar atmış değil. Bu çağrının başarıya ulaşması için neler yapılabilir?

Türkiye devleti, uluslararası toplumun baskısı altında olmalıdır. Bugün PKK'nin bir terör örgütü olduğunu söyleyerek onu kenara iten bir dizi kurum olduğunu düşünüyorum. Ancak aynı zamanda müzakerelere başlama ve silah bırakma yönünde bir çağrı var. Bir anlamda bir barış sürecine girilmesi isteniyor. Bu yüzden bu yaklaşım değişmeli. Bu yüzden uluslararası toplumun bu sürece müdahil olması şarttır. Bu çağrının bir imzacısı olarak, barışa yönelik bu isteği memnuniyetle karşılıyorum.

Bu çağrıyı imzalarken aynı zamanda şunu da vurgulamak istedim: Diğer ülkelerden birçok siyasetçi de Türkiye’ye baskı uygulanmasını istiyor ve bu sürecin desteklenmesini talep ediyor.

Bugün Kürt halkının barış istediğini ve somut ama bir o kadar da kolay olmayan bir öneri sunduğunu biliyoruz. Onlarca yıl süren çatışmalardan sonra silahları bırakmak, bu kolay bir karar değil. Ancak müzakerelere başlamak için bu adımı atıyorlar. Biz de yetkililerle birlikte elimizden gelen her şeyi yaparak Türkiye’yi müzakere masasına oturtmalıyız.

Öte yandan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu süreci cezaevinden yönetmeye çalışıyor. Dünya örnekleri de göz önüne alındığında, sizce Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü bu sürecin başarısı açısından nasıl bir öneme sahip?

Sayın Öcalan’ın hapishanede olsa bile müzakerelere başlaması çok önemli. Güney Afrika’da yaşanan örneğe bakalım. O dönemde uluslararası bir talep ve baskı vardı. Güney Afrika hükümeti, Nelson Mandela hapisteyken onunla müzakerelere başladı. Bu görüşmeler sadece Mandela’nın serbest bırakılmasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda müzakere sürecinin devam etmesine de olanak tanıdı.

Öcalan’ın serbest bırakılması tartışmaların sona ereceği anlamına gelmez. Aksine müzakerelerin başlaması için önemli bir ön koşuldur. Müzakere etmek istiyorsanız, bir noktada iyi niyet göstergesi olarak bazı adımlar atmalısınız. Bu adımlardan biri de belirli siyasi mahkumların serbest bırakılması. Bunlar arasında Sayın Öcalan’ın da özgürlüğüne kavuşması olacaktır. Böylece taraflar bir masaya oturarak, “Pekâlâ, şimdi bu süreci nasıl ilerletebiliriz?” diyebilirler.

Ancak Sayın Erdoğan’ın mevcut tutumu beni endişelendiriyor. Bu, durumun değişmeyeceği anlamına gelmez ancak şu an için iyimser olmak zor.

Cenevre barış görüşmelerindeki rolüyle tanınıyor. Türkiye ve PKK arasında gelişebilecek bir müzakere sürecine ev sahipliği yapmak ister misiniz?

Kesinlikle. Eğer taraflar bunu isterse, onları Cenevre’de ağırlamaya tamamen hazır ve açığız. Bu konuda hiçbir şüphe yok. Hatta bu rolü üstlenmekten büyük memnuniyet duyarız. Görüşmelerin ilerleyebilmesi için gerekli tüm imkânları sağlarız. Bu, yalnızca Cenevre şehir yönetimiyle sınırlı kalmaz; kanton yönetimi ve hatta İsviçre Konfederasyonu’nun da bu fırsatı değerlendirerek müzakereleri ileriye taşımaya katkıda bulunacağına inanıyorum.

Erdoğan rejimi tarafından görevden alınan birçok Kürt belediye başkanından bahsettiniz. Onlarla dayanışma amacıyla Kürdistan’a bir ziyaret gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz?

Kesinlikle. Eğer tekrar seçilirsem, zaten bir yıl sonra belediye başkanı olarak görev yapacağım. Başkanlığım döneminde Türkiye ve Kürdistan’a şahsen gitmeye tamamen hazırım. Bu ziyareti barış ve diyalog ortamında gerçekleştirmeyi, Cenevre’nin bu süreçte oynayabileceği rolü anlatmayı umuyorum. Ve eğer müzakereler ilerlemezse, bu sürecin ilerleyebilmesi için Cenevre olarak elimizden gelen her şeyi yapmak istiyorum. Daha önce de söylediğim gibi, barış aynı zamanda karşı tarafın tanınmasını ve onların taleplerinin dikkate alınmasını gerektirir. Bu taleplerin destekçisi olmaya devam edeceğiz.

13 Nisan’da gerçekleşecek 2. tur seçimlere dönük bir çağrınız var mı?

Cenevre’de yaşayan ve oy kullanma hakkına sahip Kürt toplumundan yurttaşlarımızı seçimlere katılmaya davet ediyorum. Onların seçimlere katılması bizler açısından oldukça önemli. Ayrıca gerici fikirlerin ve aşırı sağın yükselişi karşısında ilerici adaylara oy vermenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Burada özellikle Sosyalist Parti ve Yeşiller’in ortak listesini kastediyorum. Bu listede Sayın Christina Kitsos, Sayın Joelle Bertossa, Sayın Marjorie de Chastonay ve ben yer alıyoruz. Listemiz, 2 numaralı listedir.