Cemal Şerik: Sema Yoldaş bize görev yüklüyor

1998’de Çanakkale Cezaevi’nde gerçekleştirdiği eylem sonucu şehadete ulaşan Sema Yüce’yi anlatan PKK Merkez Komite Üyesi Cemal Şerik, “Sema Yoldaş yol gösteriyor, görev yüklüyor. Semaca bir direnişle görev ve sorumluluğumuzu yerine getirebiliriz” dedi.

Mart 1998’de tutsak bulunduğu Çanakkale Cezaevi’nde gerçekleştirdiği eylemin ardından 17 Haziran 1998’de şehadete ulaşan Sema Yüce’yi, mücadele yoldaşı PKK Merkez Komite Üyesi Cemal Şerik ANF’ye anlattı.

Tutsak bulunduğu Çanakkale Cezaevi’nde gerçekleştirdiği eylemden üç ay sonra şehit düşen Sema Yüce ile aynı cezaevinde tanışan ve bir süre birlikte aynı alanda mücadele yürüten Cemal Şerik, Sema Yüce’nin en dikkat çeken yönünün sıradanlığı asla kabul etmemesi olduğunu belirtti.

Sema Yüce’yle tanışması sonrası edindiği ilk izlenimi, şöyle dile getirdi:  “Sema Yüce yoldaşı 1993 yılının sonlarında tanıdım. Kendisi o süreçte Çanakkale Cezaevi’nde bulunuyordu. Biz de bir grup arkadaşla birlikte Bursa Cezaevi’nden Çanakkale Cezaevi’ne getirilmiştik. Sema Yüce yoldaşın bende yarattığı ilk intiba, farklı yönleri olmasıydı. Sıradan bir duruşu yoktu. Konuşmasıyla, canlılığıyla, konuşurken dile getirdiği hususlarla bunları görmek mümkündü. Daha sonraki süreçte de yarattığı o ilk intibanın ne kadar doğru olduğunu gördük. Yaşayarak daha iyi anladık.”

‘ZEKİYE ALKAN’LA DOĞDUM, SERHILDAN İLE GÖBEK BAĞIMI KESTİM’

Cemal Şerik, Sema Yüce’nin mücadele içerisindeki arayış ve yoğunlaşmalarını kaleme aldığı şiirlere de yansıttığını ifade ederek, “Bir şiir yazmıştı. Şöyle bir giriş yapmıştı: ‘Zekiye Alkan’la doğdum, Serhildan’la göbek bağımı kestim.’ Aslında bu Sema Yüce Yoldaş’ın kişiliğini, kimliğini, özelliklerini ortaya koyan en yalın ve net belirlemeydi. Zekiye Alkan 80’lerin sonlarında, 1990’da Amed Surları’nda gerçekleştirdiği eylemle aslında bir dönüm noktasını oluşturmuştu. Sema Yoldaş da Zekiye arkadaşın bu eylemini kendi doğumu olarak adlandırmıştı. Zaten o ‘doğumu’ daha sonra onun yaşamına yön verdi. Tabii bu doğum serhildanlarla (O dönem serhildanlar yaşanıyordu), gerçekleşen bir doğumdu aslında. O nedenle ’Göbek bağımı kestim’ sözüyle o doğumun nasıl gerçekleştiğini ortaya koyuyordu. O, Sema yoldaş için bir çıkıştı, bir başlangıçtı, ki daha sonraki yaşam süreci de buna göre belirlendi, buna göre yol aldı” belirlemesinde bulundu.

KADIN ÖRGÜTLÜLÜĞÜNDE ÖNCÜ KİŞİLİK

Sema Yüce’nin ulaştığı öncülük düzeyi ile sadece bulunduğu zindanda değil, tüm zindan direnişçileri için önem taşıyan gelişmelerin önünü açtığını vurgulayan Cemal Şerik, kadın tutsakların cezaevinde konferans düzenlemesi önerisinin ise Sema Yüce tarafından yapıldığını ve buna öncülük ettiğini kaydetti. Şerik, “Zindanlardan gelen raporlar oluyordu. O gelen raporlar arasında Sema arkadaşın raporları da vardı. Zindanları, Çanakkale Cezaevi’ni değerlendiriyordu. ‘Neler yapılabilir’ şeklinde görüşler ortaya koyuyor, önerilerde bulunuyordu. Önerilerden bir tanesi de zindanlarda kadın konferanslarının yapılmasıydı. O zamana kadar cezaevlerindeki konferanslar genel konferanslardı, yıllık olarak yapılıyordu. Kadın arkadaşların kendi özgünlüklerinde yürüttükleri tartışmalar da o konferansın bir parçasıydı. Ama Sema yoldaş bunun dışında bir öneride bulunuyordu. Sadece Çanakkale Cezaevi değil tüm cezaevlerinde bulunan kadın arkadaşların konferans gerçekleştirmesi  önerisinde bulunuyordu. Tabii bu öneri kabul edildi. Ve bu öneri doğrultusunda da zindanlarda bulunan kadın arkadaşlar kadın konferanslarını gerçekleştirmeye başladılar. Bu yönüyle Sema arkadaş zindanlarda kadın konferanslarının gerçekleşmesinde öncü kişilik olarak rolünü oynadı” dedi.

8 MART İLE NEWROZ ARASINDA KÖPRÜ OLMAK

Sema Yüce’nin eylemini ifade ederken yaptığı “8 Mart ile Newroz arasında köprü olmak” belirlemesini de değerlendiren Cemal Şerik: “Sema yoldaş eylemini gerçekleştirmeden önce bıraktığı mektupla ifadeye kavuşturuyordu. ‘8 Mart’tan Newroz’a köprü olmak’ diyordu. Eylemine biçmiş olduğu anlam ve rol buydu. 8 Mart’tan Newroz’a köprü olmak demek, çok üzerinde durulması, düşünülmesi gereken bir belirleme. Ki bugün ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganı atıyoruz. Bu, her yerde attığımız, benimsediğimiz, temel ilkesel düzeyde ele alınan bir slogan haline de geldi. Sema yoldaşın eylemi tam da o zaman ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganının gerçek anlamını ifade etti. Yani kadın, yaşam ve özgürlük; kadın ve Newroz. Kadın, yaşam ve özgürlüğün iç içe gelişini en somut anlatan bir belirleme ve bunu da Sema yoldaş eylemiyle ortaya koydu.’’

‘GÖKYÜZÜNDE İKİ GÜNEŞ OLMAZ’

Sema Yüce’nin Önder APO ile yoldaşlığa layık olmanın gerektirdiklerinin de bilincinde olduğunu, bunun da Önderlik hakikati üzerine yoğunlaşmalarını ifade ederken kullandığı tarz ve uslübuna  yansıdığına dikkat çeken Şerik,  “Mesela, ‘iki güneş olmaz’ diyor. Burada güneş Önderliktir. Çevrilmesi gereken bir yön varsa o da Önderliktir, başkası değildir. Aslında bu, örgüt içerisinde nasıl bir duruş, nasıl bir konumlanış içerisinde olmamız gerektiğini ortaya koyan bir belirleme. İki güneş olmaz, öyleyse Önderliği izleyeceğiz. Önderliğe layık öğrenciler olacağız. Önderliğin beklediklerini yerine getireceğiz. Onun dışında herhangi bir arayışımız, herhangi bir yaklaşımımız, herhangi bir arayış veya yaklaşımmış gibi görünen davranışlara müsaade etmeyeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

‘ASKER KOMUTANINI TAKİP EDER’

Sema Yüce’nin eyleminin ardından “Asker komutanını takip eder” diyerek gerçekleştirdiği eylemle Sema Yüce’nin izinden yürüyen Fikri Baygeldi’ye ilişkin de şunları belirtti: “Hem eylemindeki derinlik hem önceki süreçteki yazmış olduğu raporlarda yapmış olduğu belirlemeler, aslında Sema Yüce kişiliğinin tüm yönleriyle ortaya konulması anlamına geliyor. Bunu iyi görmek, iyi sonuçlar çıkarmak gerekiyor. Bundan doğru sonuçlar çıkaran yoldaşlar oldu. Fikri Baygeldi bu yoldaşların başında yer aldı. Fikri yoldaş da Çanakkale Cezaevi’nde kalıyordu. Genç bir arkadaştı. Onun da arayışları, çabaları vardı. Bu arayış ve çabalarını somutlaştırmak da istiyordu. Onun için de kendini geliştirmek, yetkinleştirmek için uğraşıyordu. Böyle özellikleri bulunan bir arkadaştı. Bu özellikleri nedeniyledir ki böyle güçlü bir eylemi gerçekleştirdi. Sema yoldaşı öncü olarak kabul etti, kendisini de öncünün gittiği yolda giden olarak gördü ve ardından öylesine tarihi, büyük bir eylemi gerçekleştirdi.”

‘EYLEMİYLE TARİHİN SEÇKİN KİŞİLİKLERİNDEN BİRİ OLDU’

Toplumsal mücadeleler ve özgürlüğe ilişkin “bilincin gelişmesinde bireyin rolü ve bireyin tarih ve toplumla oluşturduğu bütünsellik bakımından herkesin Sema Yüce kişiliğinin üzerinde durması, anlama çabası içerisinde olması ve kendine dönük sonuçlar çıkarması gerektiğini” vurgulayan Cemal Şerik, “Tarihte de benzer seçkin kişiler vardır. Onların seçkin kişiler olması, kendilerini seçkin görmeleriyle alakalı değildir. Aslında toplum tarafından o kişilerin adlandırılmasıdır. Eylem, duruş ve mücadeleleriyle diğer insanlardan ayrıldıkları için, toplum tarafından öyle görüldükleri için öyle bir belirlemede bulunulur. Devrimlerde böyle kişilikler vardır. Devrimler adlandırılırken de o kişilerin adları sık sık kullanılır ve bunlar örnek olarak gösterilir. Sovyet devriminde, Vietnam devriminde, Doğu Avrupa, Uzakdoğu, Afrika, Ortadoğu, Kurdistan ve Türkiye devrimlerinde de benzer kişilikler vardır. Dönemler hep bu kişiliklerin şahsında anlatılır. Mesela Türkiye’de 12 Mart dönemi denildiğinde Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkayaların isimleri anılır. Başkaları da vardır. Yine Kurdistan devriminde de vardır. Devrimin gelişiminde kişilikler vardır, oynamış olduğu roller vardır. Haki Karer öyledir, Mazlum Doğan öyledir, Kemal Pir, Hayri Durmuş, Dörtler, Delil Doğan, Mahsum Korkmaz öyledir. Bu isimleri daha da çoğaltabiliriz. Hem bu arkadaşların şahsında dönemlerin özellikleri ifadeye kavuşmuştur hem de o dönemlerin pratik anlamına kavuşmada o arkadaşlar üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmişlerdir. Bu mücadele diyalektiği, yine birey-toplum diyalektiği içerisinde ele alınması gereken bir konudur. Sema yoldaşın durumu da böyledir. Hem kadın hareketinin zindandaki örgütlülüğe kavuşmasında hem de eylemiyle tüm parti yapımıza nasıl bir doğrultuda hareket etmemiz gerektiği konusunda önemli ve etkileyici bir rol oynamıştır” belirlemesinde bulundu.

‘SEMACA BİR DİRENİŞLE GÖREVİMİZİ YERİNE GETİREBİLİRİZ’

Özgür ve onurlu bir yaşam için yapılması gerekenin Sema Yüce çizgisini bugünün mücadele koşullarında hayata geçirmek olduğunu vurgulayan PKK Merkez Komite Üyesi Cemal Şerik, şöyle devam etti: “Şu anda yapılması gereken tek şey imha ve soykırıma karşı görev ve sorumlulukları yerine getirmektir. Bunun dışında bir şey yok. Sema yoldaş tutsaklık koşullarında bedenini ortaya koyarak bunu yaptı. Bir tutsağın o koşullarda yapabileceği zaten kendi bedeni ile ilgili direnişlerdir. Ama biz tutsak değiliz, özgürlük mücadelesi veriyoruz. Bu özgürlük mücadelesini yaşamın her alanında sürdürüyoruz. Sema yoldaş o koşullarda eylemiyle bunu başarmış ve bizim öncümüz haline gelmişse bugün PKK kadro ve militanları da Sema Yoldaş’ın yolundan yürüyerek, kendilerini öncü militanlar haline getirebilirler. Tek görevimiz militan olarak görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmektir. Bunun dışında diğer görevler, bu temel görev ve sorumluluğun tamamlayanı anlamına sahiptir. Ona göre bir mücadele, duruş ve eylemin sahibi olmak durumundayız. Eğer görev ve sorumluluklarımızı yerine getirirsek, bulunduğumuz her alanda düşmana gerekli cevabı vermiş oluruz. Bu şekilde sonuçlar çıkarmak gerekli. Tabii çıkarılacak sonuç, eylemlerin aynılığı şeklinde değildir, eylemlerin zenginliğidir. Eylemlerin genişliği ve kapsamlılığı vardır. Bu bilinçle Semaca bir direnişle görev ve sorumluluğumuzu yerine getirebiliriz.”