Şam’dan yapılan açıklamaya göre, Ahmet Şara başkanlığında yeni bir hükümet kurulmuş. Daha önce yapılanlar biliniyor; askeri bir toplantıda Şara, cumhurbaşkanı yapılmıştı. HTŞ’nin atadığı bir komisyon geçici anayasayı hazırlamış, bir başka komisyon da ulusal kongreyi toplamıştı. Tüm bu yapılanlar halkın bilgisi dahilinde değil. İşler, gerçek anlamda bir darbe mantığıyla yapılıyor ve Suriye halkları bir oldu bittiyle karşı karşıya bırakılıyor.
Ahmet Şara’ya tanınan yetkiler, hiçbir demokratik ülkede yok, olması da olanaklı değil. Cumhurbaşkanına, Baas sistemindeki gibi bir diktatöre veya krala verilen yetkileri vermişler. Yapılan geçici anayasa ne aydınlar ne hukukçular ne de siyasi çevrelerde tartışılmış. Oysa anayasalar, toplumsal mutabakatlardır; halkın aylarca süren tartışmalarıyla olgunlaşmalı ve toplumun bütün kesimlerinin haklarını içermelidir. Ancak HTŞ, her şeyi kendi ekseninde oluşturuyor ve toplumun geniş kesimlerini görmezden geliyor. İşin en kötü tarafı da örgütlü kesimleri bilinçli bir biçimde dışlıyorlar.
Açıklanan hükümet yıllarca Suriye’yi yönetecek. Ama HTŞ dışındaki diğer partiler, farklı düşüncede olanlar, azınlıklar vb. hükümette yok. Tamamen tekçi bir anlayış hâkim. HTŞ, Suriye’nin bütün birikimine ve devrimin kazanımlarına el koyuyor. Sanki bu devrim sadece HTŞ’nin gerçekleştirdiği bir devrimmiş gibi davranıyor. Halbuki Kürtler, Dürziler, Süryaniler, Asuriler, aydınlar ve geniş kesimler Baas’a karşı direndi ve savaştılar. HTŞ İdlib’de etkiliydi, ama şimdi bütün Suriye onların tabanıymış ve onlar dışında kimse yönetime katılmayı hak etmiyormuş gibi davranıyor.
HTŞ’nin izlediği yol tamamen anti-demokratik bir yoldur. Baas sisteminin yerine kendi sistemini kuruyor ve bunu da darbeci bir yöntemle yapıyor. Demokratik bir tartışma ortamına izin vermiyor; şeffaf ve halka açık bir yönetim de yok. İşler gizli kapaklı biçimde yürütülüyor, aldıkları kararları açıklayıp halka dayatıyor. Baas’tan kalan basını şimdi kendileri kullanıyor ve bu basın, halka, aydınlara ve farklı görüşleri olanlara tamamen kapalı. Toplum, tek yönlü politikalar ve propagandayla yönlendiriliyor.
Alevilere karşı ağır bir katliamın yapıldığına dair haberler dünyada yankılandı. Bu katliamları soruşturmak için bir komisyonun görevlendirildiği açıklandı. Komisyonu görevlendiren, Ahmet Şara’nın kendisi. Alevilere karşı saldırı ve operasyon kararı veren de aynı kişi. Bu komisyonun gerçek anlamda bağımsız bir soruşturma yapacağına ve sonuçlarının olduğu gibi kamuoyuna sunulacağına kim inanır? Bu komisyonun Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde kurulması gerekirdi. Ancak görüldüğü gibi, bütün alanlarda HTŞ, kendi çalıp kendi oynuyor.
Özerk Yönetim ile sözde bir mutabakat imzalandı. Suriye’nin yaklaşık üçte biri özerk bölgelerde yaşıyor ve buralarda halk kendini yönetiyor. Halkın belli bir örgütlülüğü var. Yeni kurulan bu hükümetten özerk bölgenin haberi bile yok; herhangi bir görüş alışverişi dahi yapılmamış. Dürziler de bir açıklama yaparak “Bu hükümet bizi temsil etmiyor” dedi. Onların da hükümetten haberi yok. Alevilerin hali ortada. Asuri-Süryani, Ermeni gibi topluluklar da bu kararların dışında. Bu durumda, Ahmet Şara’nın açıkladığı hükümet Suriye halkını nasıl temsil edecek?
ABD, İngiltere ve Avrupa ülkeleri Suriye’yle yakından ilgileniyor ve görüldüğü kadarıyla Şam yönetimini muhatap alıyorlar. HTŞ’yi ise terör örgütleri listesinden hâlâ çıkarmadılar ve ambargoyu da kaldırmadılar. HTŞ’ye hâlâ güvenmediklerini ima ediyorlar. Ama HTŞ’nin Suriye’de bir mezhebe dayanan, aşırı merkezi ve despotik bir yönetim kurmasına da seyirci kalıyorlar. HTŞ’nin açıkladığı geçici anayasaya karşı sessiz kalmaları ise çok düşündürücü. Bu anayasa taslağı, demokratik bir Suriye’ye karşıdır. Dini, anayasanın dayanağı yapmayı ve cumhurbaşkanının Müslüman olmasını şart koşmuşlar.
HTŞ’nin ABD ve İngiltere ile hangi konularda anlaştığını ve angajmanlarının ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak Özerk Yönetim ve diğer güçlerin HTŞ ile ilişki kurmalarını, hatta anlaşmalarını istiyorlar. Fakat HTŞ, demokratik bir devlet kurmak yerine, mezhebe ve dine dayalı fanatik bir devlet kuruyor. Bu devletin, Baas rejiminden daha tekçi, baskıcı ve yasakçı olacağı da açıktır. “Görünen köy kılavuz istemez” derler; HTŞ’nin nasıl bir devlet kurmakla uğraştığı açıktır. Baas’tan bile daha kötü bir devletin kurulmasına karşı olan Suriyeliler’in, iş işten geçmeden harekete geçmesi gerekiyor.
Suriye halkı örgütlü değil ve HTŞ bunu fırsata çevirerek kendini örgütlemeye çalışıyor. Uzun yıllar Baas rejiminin baskısı altında yaşayan halkta, bir demokrasi kültürü gelişmiş değil. Bu nedenle, Suriyeli aydınlar ve demokrasi isteyen güçler hızla örgütlenmelidir. Ancak örgütlenme, bilinç olmadan olmaz. Bu açıdan halkın eğitilmesi ve aydınlatılması öncelikli görevler arasında olmalıdır. Suriye’de geciktirilmeden yaygın bir siyasi ve ideolojik mücadele yürütülmelidir.
Kaynak: Ronahi Gazetesi