KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, Sterk TV’de yayınlanan özel programda, Önder Apo’nun 4 Nisan doğum günü vesilesiyle Kürt halkının mücadelesi, İmralı koşulları ve güncel gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Sozdar Avesta, 4 Nisan’ın önemine değinirken, 2009 yılında Önder Apo’nun doğum gününü kutlamak üzere Amara’ya giden kitleye yönelik saldırıda şehit düşen Mustafa Dağ ve Mahsum Karaoğlan’ı da saygıyla andı.
Önder Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısını hatırlatan Sozdar Avesta, çağrıya halkın Newroz meydanlarında büyük bir coşkuyla sahip çıktığını söyledi. Buna karşın devletin yapıcı bir adım atmadığına değinen Sozdar Avesta, “Eğer çağrıya gerçekten karşılık verilmek istenseydi, İmralı’da koşullar değiştirilir, Önder Apo’nun avukatlarıyla, heyetlerle ve gazetecilerle düzenli görüşmelerine izin verilirdi” dedi. Sozdar Avesta şu anda sadece sınırlı bir aile ziyareti yapıldığını, ancak tecrit koşullarının hâlâ sürdüğünü belirtti.
Son olarak Sozdar Avesta, halkın 4 Nisan ve yaklaşan Çarşema Sorê Nîsanê vesilesiyle yapacağı kutlamaların salt bir bayram coşkusu olmaktan öte, demokratik mücadele ve örgütlenmeyi güçlendirme zeminine dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı ve kadınlara ve gençlere, “Rêber Apo’nun ekolojik toplum perspektifi doğrultusunda bulunduğunuz alanları ağaçlandırın, çevrenizi yeşillendirin” çağrısında bulundu.
Sozdar Avesta, “Halkımızın ve dostlarımızın 4 Nisan’ı kendi doğum günleri olarak sahiplenmesi, Önder Apo’nun fikirlerinin evrensel bir özgürlük ve kardeşlik zemini yarattığının göstergesidir. En büyük görevimiz, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlayacak demokratik seferberliği daha da büyütmek olmalıdır” dedi.
KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesi Sozdar Avesta’nın Sterk TV’de yayınlanan özel bir programdaki açıklamaları şu şekilde:
Rêber Apo 4 Nisan’ı verdiği emekle tüm halkların, özgürlüğün doğum günü yaptı. İmralı’da zorlu koşullara rağmen gerçekleştirdiği 3. doğuşla tarihe damgasını vurdu. Rêber Apo gerçekliği ve özgür toplum düşüncesi nasıl okunmalı?
Öncelikle 4 Nisan Rêber Apo’nun 76. doğum günü. Özgürlükten yana olanlar, kadınlar, gençler ve özgürlük çizgisinde olan, yüreği özgürlük için atan herkes Rêber Apo’nun doğum günün kendi doğum günleri olarak görüyorlar. Başta Rêber Apo olmak üzere 4 Nisan zindan direnişçilerine, özgürlük gerillalarına, şehit annelerine, barış annelerine, Kürdistanlı tüm kadınlara, gençlere ve halklara kutlu olsun. Bu yılki 4 Nisan Ramazan Bayramı’na denk geldi bu vesileyle tüm halkımızın ve Rêber Apo’nun Ramazan Bayramı’nı kutluyorum. 4 Nisan 2009 yılında Rêber Apo’nun doğum gününü kutlamak için halkımız yönünü Amara’ya vermişti. Büyük bir kitle Amara’ya gitmişti. Her zamanki gibi Türk devleti, askeri ve polisi halka saldırmıştı. Bu saldırılar sonucu Mustafa Dağ ve Mahsum Karaoğlan yoldaşlar şehit düştü. Her iki yoldaşımızı, direnişçi yurtseverlerimiz saygı ve hürmetle anıyorum. Onların şahsında Kürdistan halkının ve tüm halkların özgürlük şehitlerini saygıyla anıyorum.
Rêber Apo’nun doğum gününün anlamını iyi bilmek gerekiyor. Her şeyden önce bugün neden böyle kitlesel kutlanıyor, hatta kutlamalar günler öncesinden başlıyor, sonrasında da devam ediyor. Sadece Kürdistan’da değil tüm dünyada, halkımızın, dostlarımızın yaşadığı her coğrafyada ve Rêber Apo’nun fikirlerini, düşüncelerini tanıyan herkes bugünü kutluyor, kendi doğum günleri olarak görüyorlar. Bu da şüphesiz Rêber Apo hakikati ile bağlantılıdır. Önderlik gerçekliği, önderlik hakikati diyoruz buna. Önderlik de 4 Nisan’ı sadece biyolojik bir doğum olarak ele almıyor. Rêber Apo 76 yıllık yaşam yolculuğu boyunca 6 yaşından itibaren büyük bir mücadele içerisine girmiştir. İlk çelişkilerini çocukluğunda yaşamaya başlıyor. Kadın-erkek arasındaki çelişki, anne-baba arasındaki çelişki, yine kültürler arasındaki çelişki Kürt-Türk gibi, zengin-fakir gibi, ağa-köylü arasındaki çelişki, Rêber Apo toplumsal çelişkileri ve arayışları henüz çok küçük yaşlarda fark etmeye başladı.
Bu çelişkiler üzerinden hakikat, özgürlük, demokrasi, yoldaşlık, eşitlik, aşk, sevgi arayışına girdi ve bu temelde aralıksız bir şekilde 70 yıldır mücadele ediyor. Rêber Apo’nun bu emeği, özgürlük, hak, hukuk, adalet, eşitlik yürüyüşü, topluma ve halklara hizmet etmesi sonucu herkes bugün 4 Nisan’ı kendi doğum günü olarak görüyor. Çünkü Rêber Apo’nun fikir ve felsefesini kendileri için rehber olarak görüyorlar. Var olan tüm çelişkilerin çözümünü Rêber Apo’nun fikirlerinde görüyorlar. Bu da bir hakikattir. Mesela insanlık tarihinde böyle bir örnek yok. Milyonlarca kişinin sevdiği, milyonlarca kişinin umut bağladığı, milyonlarca kişinin Önder olarak gördüğü, milyonlarca kadının yoldaş olarak gördüğü tek örnektir belki de. Tarihte emeği en fazla gasp edilen, en fazla ezilen, sömürülen kadınlardır, Rêber Apo da kadın meselesi üzerinden çelişkiler yaşadı ve bugün de kadın meselesi üzerinden büyük bir çıkış sağlamıştır.
RÊBER APO TEK BİR GÜN BİLE KENDİSİ İÇİN YAŞAMADI
Bundan dolayı milyonlarca kadın Rêber Apo’nun fikirleri ve düşüncesi etrafında toplanmış durumda. Bu yüzden 4 Nisan milyonlarca kadının doğum günüdür. Bundan dolayı kadınlar, ‘Doğum günün doğum günümüzdür, özgürlüğün özgürlüğümüzdür, varlığın varlığımızdır’ diyor. Çünkü Rêber Apo ile bir birlik kurmuşlardır. Rêber Apo hakikati ile alakalı bir örnek vermek istiyorum; belki dünyada herkes için yaşayıp kendisi için bir gün bile yaşamayan tek insandır Rêber Apo. Rêber Apo’nun annesinin de ölüm yıldönümüdür, onu da saygı ile anıyorum, tüm kadınlar adına kendisine minnettarız ki Rêber Apo gibi bir önderi bize ve tüm insanlığa hediye ettiği için. Rêber Apo annesini ilk öğretmeni, öncüsü, kendisine mücadele etmeyi öğreten ilk kişi olarak tanımlıyor.
Rêber Apo, ‘Ben okul okuyup devletin bir memuru olduktan sonra annem ona 4 metre kumaş alıp kendisine bir elbise yapmayı umut ediyordu. Ama ben böyle bir şey yapmadım, yapamadığımdan değil çünkü annelere layık olan bu değildi. Annelere özgür, eşit bir dünya lazımdı, bilinç lazımdı, binlerce yıllık esaretlerinden kurtulmaları lazımdı. Bunun için özgür kadın ordusunu yarattık, özgür kadın partisi kurduk, özgür kadın sistemini yarattık, özgür kadın hareketi yarattık’ dedi. Rêber Apo her süreçte bir hamle geliştirdi. Bu hamleler de Rêber Apo’yu tüm topluma mâl olmuş bir lider yaptı. Bu yüzden biz de 4 Nisan’ı sadece biyolojik bir doğum olarak ele almıyoruz. Bizim için yeni bir doğuştur. Özellikle bu yıl 4 Nisan’ı Rêber Apo’nun yaptığı Barış ve Demokratik Toplum çağrısı ile karşılıyoruz. Bugün her yerde 4 Nisan’ı kendi doğum günü olarak görenler var. Bu da büyük bir mutluluktur. Rêber özgür yaşam felsefesiyle, yeni paradigmasıyla, tüm toplum için verdiği emekle bugün insanlığa, kadınlara ve gençlere mâl olmuştur. Bu vesileyle bir kez daha tüm kadınların, gençlerin ve halkımızın 4 Nisan’ı kutlu olsun.
Halk coşkulu bir Newroz Bayramı’nı da geride bırakırken, 4 Nisan hazırlıklarını da güçlü bir şekilde sürdürüyor. Halk Rêber Apo’nun fikirleri etrafında bu süreci geçirmek istiyor. Son olarak 31 Mart’ta Rêber Apo ve yanındaki yoldaşlarının ailesi İmralı’yı ziyaret etti. Şuan İmralı’da nasıl bir durum yaşanıyor, Rêber Apo’nun durumu nasıl? Çünkü şuan görüşmeler yapılmıyor, yapılan görüşmeler de kısıtlı.
Şüphesiz bilindiği gibi Rêber Apo, 27 Şubat’ta bir açıklama yaptı. DEM Parti heyetiyle 2 görüşme gerçekleşti, 3. görüşmede Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yaptı. Bu çağrının ardından hem kamuoyu, hem de özgürlük hareketi olarak biz, artık Rêber Apo ile sürekli görüşmeler gerçekleşecek, zorluk çıkarılmayacak beklentisindeydik. Rêber Apo’nun bu tarihi açıklaması tüm alanlarda tartışıldı. Özellikle 8 Mart’ta ve Newroz’da milyonlarca insan bu çağrıyı sahiplendi. Çağrıya ilk defa bu kadar kitlesel bir şekilde sahip çıkıldı. Çağrının ardından devlet tarafından bir adım atılmadı. Hareketimiz, eş başkanlığımız, HSM gerekli açıklamaları yaptı. Bazı şeylerin altını çizmek gerekiyor, yapılan açıklamaların çoğu hareketimizindir. Bu hamle tek taraflı değil, Rêber Apo’nun yapacağı şeyler var, devletin yapacağı şeyler var.
Rêber Apo üzerine düşeni yaptı. Bir açıklama yaptı, kendi açısından ne yapması gerektiğini belirtti, hareketimiz cevap verdi ama diğer taraftan hiçbir adım atılmadı. Tam tersi üzerinden 1 ay geçmesine rağmen görüşme yapılmadı. Tecridi devam ettirdiler, mesela Rêber Apo’nun Newroz mesajına izin verilmemesi tecritten kaynaklıdır. İmralı kapılarının artık açılması, ailenin, avukatların, gazetecilerin gitmesi gerekir, böyle olmalıdır. Bu Rêber Apo’nun hakkıdır, yerine getirilmesi gerekir. Bir minnet, bir hamle değildir. Mesela Ramazan arifesinde aile ile yapılan görüşme haberine ilişkin tartışmalar yürütülüyor. Neden? Çünkü Rêber Apo tecrit altındadır, İmralı kapıları kilitlenmiştir. Bu bir tecrittir. Rêber Apo 27 yıldır orada, 3 görüşme gerçekleşti, çağrı yapıldı diye tecrit kırılmadı.
Eğer tecrit kırılsaydı Newroz’da Rêber Apo’nun mesajı verilirdi, eğer tecrit kırılsaydı şimdiye kadar 10 defa Rêber Apo’nun yanına gidilirdi. Rêber Apo bir mesaj verdi ama mesaj sadece yazılı verildi. Rêber Apo’nun görüntülü mesaj vermesi, telefonla konuşması gerekirdi, görüşmek istediği kişilerle tartışmalar yürütmesi, gazetecilerle tartışması gerekirdi. Çünkü Rêber Apo projesini kendi anlatmalıdır. Başka Rêber Apo yerine bu projenin ne anlama geldiği anlatabilir mi? Bu yüzden bir açıklama yapılıp daha sonra İmralı kapılarının kapatılması, ayda bir kez görüşme yapılması ile süreç yürütülecek algısı yaratmak yanlıştır, doğru değildir, kabul da edilemez. Kimse bunu kabul edemez. Ailenin İmralı’ya gittiğini biz de basından öğrendik, bir şeyin söylenip, söylenmediğini bilmiyoruz.
Sadece görüşmenin yapıldığını duyduk, Rêber Apo halka selamlarını yolladı, hem Newroz için, hem çağrıya sahip çıktıkları için, hem de Ramazan Bayramı için. Rêber Apo halkımızın çağrıyı sahiplenmesini kutlamış ve selamlarını iletmiş, ortaya çıkan bu onurlu duruşu olumlu görmüş. İmralı’da atılması gereken adımlar atılmadı. Diğer taraf süreç olarak da değerlendirmiyor ama bildiğimiz tek bir şey var, Rêber Apo’nun koşullarında bir değişiklik yapılmamıştır, İmralı kapıları açılmamıştır. Bu yüzden son yapılan görüşmeyi olağan, normal ve Rêber Apo’nun hukuki hakkı olarak görüyoruz. Ama eğer hamle gelişecekse sadece aile ve avukatlar değil, hareketin üyeleri, gazeteciler, aydınlar, Nobel ödülü alanlar yani bu süreçte rol almak isteyen herkes Rêber Apo ile görüşebilmeli.
Siz de belirttiniz, Rêber Apo’nun çağrısının ardından hareket tarafından olumlu bir cevap geldi, hatta sürecin devam etmesi için ateşkes ilan edildi. Hareketin açıklamaları, attığı adımlar net ama Erdoğan, Bahçeli veya bakanların değerlendirmelerine baktığımızda bazen tehdit, bazen muğlaklık var. Sürecin ilerlememesi için çabalıyorlar gibi. Hem muhalif güçler, hem toplum, hem de devlet bu sürece nasıl yaklaşmalıdır?
Şuan hala çağrı üzerine tartışmalar yürütüyoruz. Eğer biraz geriye dönüp bakarsak; 1 Ekim 2024 yılında MHP Başkanı Bahçeli, DEM Parti grubuna selam vermeye gitti. Asıl o zaman başladı şimdi de Nisan’dayız. 6 ay oldu. 6 aydır kamuoyu hala ne olduğunu çözemiyor. Dediğiniz gibi muğlaklık var. Neden muğlak? Çünkü devlet özellikle de şu anki iktidar AKP’nin hala bir çözüm hazırlığı yok. Varsa da henüz öne sürmemiştir. Günlük, konjektürel duruma göre bir yaklaşım sergiliyor. Bazen kendileri için bir tehlike gördüklerinde bazı konuşmalar yapıyorlar ama bu olmadığı zaman da tehditlerini devreye koyuyorlar. Bunlardan vazgeçmeleri gerekiyor. Bu şekilde ne süreç gelişir, ne çözüm olur. Türkiye’de bir Kürt sorunu var, 200 yıldır var olan bir sorun. Cumhuriyet’in 100 yılında var bu sorun. Yapılmayan bir şey kalmadı, bu halk tüm katliamlardan geçirildi, inkar, imha edildi. Şuan bahsedilen demokratik toplum tüm insanlık içindir. Türk için lazım olan şey Kürt için de lazımdır.
Kendileri de her şey demokratik bir Türkiye için diyorlar. Ama lafla olmaz. Laftan çıkıp uygulamaya geçirilmeli. İcraat yok, pratik yok. Sadece zaman kazanmayla, lafla olmaz. Elbette Bahçeli’nin değişen dilini olumlu görüyoruz ama söyledikleri bir sonuca ulaşırsa, bir netice alınırsa olumludur. Türkiye siyasetinde şeker ve kamçı deniliyor. Bir tarafta biri tatlı dille konuşuyor diğeri ise kamçı ile vuruyor. Mesela Erdoğan; ‘Artık zamanımız kalmadı ne gerektiyse yaptık’ diyor. Zamana en fazla önemi veren Kürt halkıdır, hareketimizdir, Rêber Apo’dur. Rêber Apo tecrittedir, zindandadır. 27 yıldır zindandadır, sağlık anlamında, güvenlik anlamında sorunlar var. Rêber Apo’nun koşullarının değişmesi gerekir. Mesela bunlar önemli. Ama hep aynı teraneler, yok silah bırakılsın, yok kongre toplansın diyor. Fakat önce sen üzerine düşeni yap. Mesela Bahçeli uzun bir röportaj vermiş, her şeyi özgürlük hareketi yapsın demiş ama siz ne yapacaksınız? Tamam bu sefer hukuki anlamda bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini söylüyor ama ne zaman? Hangi gün, hangi komisyon, ne zaman yapılacak? Bunların olması lazım.
Bahçeli’nin hemen ardından ertesi gün Savunma Bakanı ‘Gelin teslim olun’ dedi. Biri vaktimiz kalmadı diyor, biri sabretmeli, bu sürecin üzerinde durmalıyız, ikna etmeliyiz diyor, biri de gelin teslim olun diyor. HSM Komutanlığı da belirtti teslim olacak fedai bir Apocu yok. 40 yıl da bekleseler teslim olacak bir Apocu yok. Bu fedai bir güçtür, Rêber Apo’nun özgürlük gücüdür, Kürt sorununun çözüm hareketidir. Bu sorunun çözülmesi lazım. Elbette Rêber Apo demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesi için üzerine düşeni yapıyor, kendisi de bu sorumluluğu alıyorum dedi. Mesela 27 Şubat’ta harekete çağrı yaparak bu tarihi sorumluluğu üstleniyorum dedi. Ama önünün açılması gerekir. Bu yüzden devlet tarafından söylenenlerin bir etkisi ve ciddiyeti de olmuyor. Konuşmalarla yapacakları şeylerin üstünü kapatamazlar. Lafla zaman geçiremezler, lafla çözüm olmaz. Sorumlulukla, adım atmakla, cesaretle, değişimle, özür dilemekle olur. Her şeyden önce bu dile alışmaları lazım, tehdit dili ile olmaz. Özgürlük hareketini, Rêber Apo’yu bu sürece nasıl katabilirler üzerine hareket etmeleri lazım.
Kürt halkı tavrını 8 Mart’ta ve Newroz’da çok açık bir şekilde ortaya koydu. Milyonlarca insan çağrıyı olumlu karşıladı. Arjantin’den tüm Asya’ya, Ortadoğu’ya, tüm Kürdistan’a kadar. Ortadoğu ve Kürdistan halkı 2 defa böyle kitlesel bir şekilde ayaklanmıştır. İlki 1999 yılında Rêber Apo esir düştüğünde. İradeleriyle, inisiyatifleriyle, bilinçli bir şekilde komplocu güçlere karşı ayaklandılar. Onlarca şehit verdiler. Elbette her Newroz Rojhilat’ta coşkulu geçiyor ama bu Newroz Rojhilat halkı Rêber Apo’nun çağrısını olumlu karşılayıp, kendileri için bir çözüm olarak gördüler, İran halkı ile birlikte demokratik bir toplumda yaşamak istediklerini beyan ettiler. Çok önemliydi. Aynı şey Kuzey-Doğu Suriye, Başûr ve Bakûr’da oldu. Bir ilçeden tutun İstanbul’a, Amed’e, Van’a kadar, Maxmur’dan tutun Şengal’e kadar, herkes referandum gibi gördü. Devletin, iktidarın bunu görmesi lazım. Milyonlarca insan bu çağrısının arkasındadır. Bundan korkmamaları lazım. Eğer çözüm istiyorlarsa Kürtlerin bu duruşundan, bu gücünden korkmamaları lazım. Kadınların öncülüğünden korkmamaları lazım. Bu sürece en fazla ses veren, ruh veren, renk veren, özgürlük çizgisine öncülük edenler kadınlardır, gençlerdir. Rêber Apo bunun garantisidir ama eğer önünü açmazlarsa, eğer koşulları değiştirmezlerse, Rêber Apo özgür bir şekilde hareket edemezse, çalışamazsa, mücadelesini yürütemezse süreç nasıl yürüyecek? Bu bir hakikattir.
Bu dönemde bir tarafta sürecin yürütülmesi için Rêber Apo’nun yoğun çabaları var, diğer tarafta ise Türkiye’de bir kesim ayaklanmış durumda. İktidar tek adam rejiminde ısrar ediyor şüphesiz toplum da artık bir yere kadar tahammül ediyor. Şuan da tepkilerini gösteriyorlar. Türk devleti hem özgür dağlara, hem de Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik ağır saldırılarda bulunuyor. Rêber Apo’nun 18 Mart’ta Êzidî toplumuna yönelik mesajın ardından aynı gün Şengal’e de saldırılar yapıldı. Bu dönemde yapılan saldırıları nasıl değerlendirmek gerekir? Bu saldırıların sürece yönelik olduğunu da söyleyebilir miyiz?
Rêber Apo çağrı yaptığında, çağrının içeriğinde değil ama görüşmeye giden heyet basına yaptıkları açıklamalarda provokasyonlara dikkat çekti. Bahçeli ve Erdoğan da buna dikkat çekti ama Rêber Apo’nun dikkat çekmesi farklı, bunların dikkat çekmesi farklı. Rêber Apo tüm gücüyle, uzun yıllara dayanan tecrübesiyle, öngörüsüyle, uzun yıllar önce darbe mekaniği devrede demişti. Birkaç yıl geçtikten sonra darbe olduğunda, Türkiye’de darbe oluyor dediler. Rêber Apo önceden görüyor. Bu yüzden şuan hem topluma yönelik saldırılarda, hem Medya Savunma Alanlarına yönelik saldırılar, Şengal’e, Rojava’ya yönelik saldırılarda bir eksilme olmamıştır. Her gün HPG-YJA Star Türk devletinin saldırı bilançosunu açıklıyor. Ateşkes ilan etmemizden rahatsız olan bir devlettir. Dünyada böyle bir şey var mı? Siz neden ateşkes ilan ettiniz diyorlar. Liderleri silah bırakın dedi onlar ateşkes ilan etti diyorlar. Provokasyon yapmaman için ateşkes ilan edildi. Bu yüzden bu kadar rahatsız oldular.
Provokasyon yapacaklardı ki gerilla da karşılık verdiğinde suçu gerillaya atacaklardı. Ama gerilla bunu öngördü, devlet tarafından bir provokasyon olmaması için ateşkes ilan etti. Tüm saldırılara rağmen de şimdiye kadar karara bağlı kaldı. Her gün saldırı bilançosu açıklanıyor, binin üzerinde saldırılar yapılıyor. Hem karadan, hem havadan saldırıyorlar. Dediğiniz gibi Kuzey-Doğu Suriye’de de direniş devam ediyor, Tişrîn Barajı’nda. Tam da bu süreçte Kobanê’nin Berxbotan köyünde katliam yaptılar. Bunların yaptıklarına bizim tarafımızdan aynı şekilde karşılık verilseydi süreç şimdiye kadar sona ermişti. Kuzey-Doğu Suriye’de yaşananlar Türk devletinden bağımsız değil. Kuzey-Doğu Suriye’de özellikle de Suriye’de çok önemli 2 süreç gelişti. 10 Mart’ta QSD Komutanı ve Colani arasında bir antlaşma yapıldı. Kendisini Şam Cumhurbaşkanı olarak duyuruyor, aynı Türk devleti-Erdoğan kopyası gibi. Birkaç gün önce bir hükümet ilan etti, kendisini de hem başbakan, hem Cumhurbaşkanı olarak ilan etti. Aynı Türkiye taklitleri. Bu yüzden Suriye’de gelişecek bir çözüme engel oluyorlar.
IRAK DEVLETİ YBŞ SAVAŞÇILARINI DERHAL BIRAKMALIDIR
Kuzey-Doğu Suriye’nin Suriye ile sorunları var, birlikte çözmeleri gerekiyor. Türk devleti kendimi adeta Suriye’nin sahibi görüyor. Yaptıkları saldırılarla da ya benim istediğim gibi olacaksınız, ya da bu saldırılara devam edeceğim diyor. Özerk yönetim gerekli açıklamalar yapıyor, QSD yapıyor bu onların iradesidir. Kendileri için neyi faydalı görüyorlarsa ona göre hareket ediyorlar. Ama Türk devleti ne olursa olsun Kürtler hiçbir yerde irade sahibi olmasın istiyor, Kürtlere olan bu düşmanlıkları bitmiyor. Onlara göre Kürtler kesinlikle hak elde etmemeli. Bu yaklaşımı reddediyoruz, kimse bunu asla kabul etmiyor. Şengal’e de saldırıyorlar. Şengal özgürleştiğinde halk büyük bir mutluluk yaşadı, bunu da her zaman söylüyorlar. Bu vesile ile Şengal halkımızın direnişini, Rêber Apo’nun tüm Êzidî halkı için gönderdiği mesajı selamlıyorum.
Rêber Apo’nun söylediklerini esas alıyoruz, ona göre hareket etmeli, ona göre toplumumuza hizmet etmeliyiz. Demokratik toplumda elbette en fazla Êzidî toplumu kendisini tanımlayabilir, haklarına sahip çıkabilir, kendi olabilir. Çünkü Êzidî toplumu her zaman iktidarlardan kaçmıştır. İktidarlar Êzidî toplumunu her zaman parçalamıştır, talan etmiştir, fermanlardan geçirmiştir. Demokratik bir toplumda elbette Êzidî toplumu özgür bir şekilde yaşayacaktır. Rêber Apo Şengal halkının duruşunu selamlayan bir mektup yolladı. DAİŞ çetelerinin vahşetine karşı ki hala birçok kadının, çocuğun akıbeti belli değil, hala esirler, bütün bunlara rağmen Şengal halkı büyük bir irade ve duruş sergiledi. Bu da Rêber Apo’nun fikirleri ve düşünceleri sayesinde oldu, Rêber Apo çizgisinde mücadele eden savaşçılar sayesinde oldu. Şengal’e müdahale edip bu toplumu kurtardılar.
Böyle bir süreçte Şengal dağında YBŞ savaşçılarını pusuya düşürüp, yaralı bir şekilde tutukladılar. Bu ancak barış istemeyenlere hizmet eder. Provokasyon yapanlara hizmet eder. Bu durumun Irak’a da bir faydası yok. Irak Êzidxan güçlerine saldırıp ne elde edecek? 2022 yılında da Şengal’i ablukaya aldı, savaşçıların çatışmaya girmesi için operasyon başlattı. Ama yine bir şey elde edemediler. Yapılması gereken şey nedir? Irak devletinin derhal o savaşçıları bırakması ve Êzidî halkından özür dilemesi gerekir. Êzidî halkı nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamalı ve haklarını tanımalıdır. Êzidî toplumu kendi topraklarında, kendi inançlarıyla yaşamak istiyorlar. Kimseye bir zararları yok. Ama bunu çok iyi biliyoruz; Irak çözüm istemeyenlerin dediklerini yapıyor. Êzidî halkı daima söylüyor, ben de söyleyeyim bugüne kadar Irak’ın şerefini, haysiyetini ve onurunu koruyan da YBŞ güçleridir. Nasıl gelip Şengal dağına pusu kuruyor, savaşçıları yaralıyor, esir alıyor?
Halkımızın bu anlamda duruşu çok değerlidir, savaşçılarına sahip çıkıyorlar, çıkmaları da gerekir. Rêber Apo’nun toplumumuza gönderdiği mektup sadece bir mektup veya mesaj değil, kendini yeniden yaratma programıdır, ona göre örgütlenmedir, savunma gücüne, varlığına sahip çıkmadır. Rêber Apo en çok da kadınların ve gençlerin öncülüğüne işaret etmiştir. Êzidî toplumumuz nerede olursa olsun bu sürece öncülük etmelidir. Bunu çok değerli görüyorum. Nisan ayındayız, Çarşema Serê Nisanê yaklaşıyor. Nisan çok değerli bir aydır, Rêber Apo’nun doğum günüdür, Çarşema Serê Nisanê’dir, baharın müjdesidir. Şimdiden halkımızın Çarşema Serê Nisanê Bayramı’nı kutluyorum. Bu mücadele daha güçlü, daha kitlesel, daha fazla sahiplenerek devam etmelidir.
Türk devletinin tüm saldırılarına rağmen Kürt halkı ile dostları özgür ve demokratik bir toplumun sağlanması için büyük bir çaba sarf ediyor, büyük bir emek veriyor. Örneğin Avrupa’da önemli çalışmalar yürütülüyor. Her yerde hem Rêber Apo’nun çağrısına destek vermek, hem de fiziki özgürlüğünün sağlanması için eylemler yapılıyor. Bu çalışmaların amacına ulaşması için herkes görevini nasıl yerine getirmelidir?
Birkaç gün önce Avrupa Parlamentosu’nda Kürt konferansı yapıldı. Aralarında Nobel barış ödülü alan, Nobel ödülü alan kişilerin yanı sıra dünyanın birçok yerinden bilim insanları, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar, tarihçiler de konferansa katıldı. Bu konferansta, konferansın hazırlanmasında, katılımında emeği geçen herkesi selamlıyor ve kutluyorum. Çok önemli bir çalışmaydı. Bu konferansta Kürt halkı ve dostları 3 önemli çalışma yaptı. Bir; Rojava halkına yönelik işlenen insanlık dışı suçları ve soykırımı ele alan bir mahkeme kuruldu. O mahkemede Türk devleti ve işbirlikçileri suçlu bulundu. Çünkü başka bir ülkede bu katliamları yaptılar. İki; Rêber Apo’nun çağrısına nasıl cevap verileceğine dair kararlar alındı. Rêber Apo’nun rolünü oynayabilmesi ve demokratik topluma öncülük edebilmesi için fiziki özgürlüğünün sağlanması gerektiğine ilişkin çağrı yapıldı. Bu doğru ve yerinde bir çağrıdır. 3; konferanstan sonra aralarında Nobel ödüllü şahsiyetlerin de olduğu 200 kişi tekrar çağrı yaptı imza toplamak ve bu süreci tüm coğrafyalarda yürütmek için. Bu da çok çok önemli ve kutsal bir çalışmadır. Bir kez daha bu çalışmaları yürütenleri, buna öncülük edenleri selamlıyorum.
Açıklamayı okuyan Jody Williams’ı, bu sürece öncülük ettiği için özgürlük gerillaları ve kadın hareketimiz adına kendisini ve bu çalışmayı yürüten herkesi selamlıyorum. Çok değerli bir çalışma yürütüyorlar, biz de çok değer veriyoruz. Bu önemlidir. Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü için başlatılan hamle devam ediyor. Rêber Apo’ya özgürlük Kürt sorununa çözüm hamlesi 2023 yılından bu yana aralıksız bir şekilde devam etti. Şu anki süreç, eksiklikleriyle, yetmezlikleriyle, devlet tarafından tam olarak bir cevap verilmese de bu büyük mücadele sonucu ortaya çıktı. Halkımızın, dostlarımızın, enternasyonalistlerin, özgürlük gerillasından tutun zindan direnişçilerine kadar her alanda verilen emekler sonucu mücadele büyüdü ve bu temelde süreç gelişti. Bundan dolayı kendi çalışmalarımıza inanmalıyız, rol ve misyonumuzun farkında olmalıyız. Kimse tereddüt etmesin ya da kendini kandırmasın; artık İmralı’da yeni bir süreç başladı, Rêber Apo bir çağrı yaptı, İmralı heyeti bazı partilerle görüşmeler yapıyor, bayram kutluyorlar demesin.
Diyorlar ya ilk defa bayramlaştılar diye, bunlar çok insani şeyler, parlamentoda yan yana oturan 2 siyasi partinin bayramlaşması kadar doğal ne olabilir. Kürtler her şeyden mahrum bırakıldığı için, bayramları, her şeyleri yasaklandığı için biri onlara selam bile verdiğin haber konusu oluyor. Halbuki temel olan şeylerin normalleşmesi lazım. Yurtdışında, Kürdistan’da kimse bu oyunlara gelmemelidir, Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü mücadele ile kalıcı hale gelir. Newroz’da verilen mesaj ve açıklamalar da bunu gösteriyor. 8 Mart’ta verilen mesaj, Kürtlerin birlik mesajı bunu gösteriyor. Mesela ilk defa Amed Newrozu’nda farklı siyasi partiler de bunu destekledi ama orada kalmamalı. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Ulusal birlik için güçlü bir temel oluşmuştur. Milyonlarca kişi bu sürece katılmıştır. Bu yılki Newrozlara on milyonlarca insan katıldı bu sürece destek olmak için. Bu yüzden tüm çalışmalar Rêber Apo’nun fikirleri temelinde yürütülmeli. Her yerde açıklamalar yapılmalı, konferanslar düzenlenmeli, eğitimler verilmeli, halka gidilmeli.
ÖNDERLİĞİN FİZİKİ ÖZGÜRLÜĞÜ ÖNÜNDE HİÇBİR ENGEL KALMAMIŞTIR
Özellikle dostlarımız ve Nobel ödüllü şahsiyetler devreye girmeli. Onlara çağrıda bulunuyoruz; nasıl ki birlik olup imza verdilerse, Rêber Apo’ya özgürlük çağrısı yaptılarsa ve konferansa katıldılarsa gidip Rêber Apo ile görüşmeliler de. Rêber Apo’nun fikirlerini almalılar, kadınlar gidip Rêber Apo ile kadın konusunu, demokratik toplumda üzerlerine düşen görevin ne olduğunu tartışmalılar. Bunu yapabilirler. Mesela bulundukları her yerde toplumda bu çalışmaları yürütebilirler. Eskiden belki bazıları ‘PKK terör listesinde’ falan diyordu ama Rêber Apo 52 yıldır bu çizgide mücadele ediyor. En son 27 Şubat’ta bir açıklama yaptı buna rağmen hala tecrittedir. Bundan dolayı bu sürece sahip çıkmak herkesin demokrasi görevidir. Kendisine demokratım diyen, bu süreçte demokrasinin kriteri Rêber Apo’ya sahip çıkmaktır. Yurtseverlik kriteri Rêber Apo’ya sahip çıkmaktır, Kürtlerin birlik kriteri Rêber Apo’ya sahip çıkmaktır. Eğer Kürtler arasında bir birlik olması isteniyorsa önce Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü için hamleler geliştirmeliler.
Eğer gençler haklarını elde etmek istiyorlarsa bunun için mücadele etmeliler. Özellikle kadınlar, bu sürecin ruhudur, sesidir, her dönemde olduğu gibi sürecin öncüleridir. Rêber Apo’nun fikirlerinden en çok dikkat çeken kadın özgürlüğüdür ve Rêber Apo çizgisinde geliştirilen Jineoloji’dir. Bazen programlarda görüyoruz; Rêber Apo ile konuşursak ilk soracağımız şey Jineoloji olur, Rêber Apo bu konuda bize bir şeyler anlatsın diyorlar. Bu yüzden insanlığın Rêber Apo’ya ihtiyacı var. Rêber Apo tüm insanlık adına direniyor, tüm insanlık adına en zorlu koşullarda bu süreci geliştiriyor. Bazıları soruyor, ‘Türk devletine güveniyor musunuz’ diye. Konu güvenmek ya da güvenmemek değil. Herkes görevini yerine getirmeli. Türk devletinin yerine getirmesi gereken şeyler var. Bir; Kürt halkının haklarının tanınması bunun için de Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü kaçınılmaz olmalıdır. Bu yüzden bazı şeyler nettir.
Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü önünde hiçbir engel kalmamıştır. Tek engel adım atmıyorlar. Mesela umut hakkı. Avrupa Konseyi, Türk devletine Eylül’e kadar zaman verdi. Şimdiden bunun üzerinde durulmalı. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi devreye girmeli. 2014 yılından bu yana bu karar verilmesine rağmen hala görevine yerine getirmediler. Bu hukuki haklar yerine getirilmelidir. Türk Adalet Bakanı mevzuatımızda şu yok, bu yok diyor, peki ne var? Canları istediğinde mevzuatlarında var, ne kadar katil varsa bırakıyorlar. Daha birkaç gün önce bazılarını affettiler, Hizbullahçıları affettiler ki bunlar Kürt halkını asit kuyularına atanlar, katledenler. Ama konu demokratik haklar olunca, Kürt halkının hakları olunca, kolektif haklar olunca mevzuatımızda yok diyorlar. Herkes bunu gördü, halkımız da, halkımızın dostları da kimin özgürlük istediğini, kimin demokrasi istediğini, kimin barış istediğini gördü. Bu onlarca kez ispatlanmıştır bir kez daha ortaya çıktı.
Halkımızın dostları da bu süreçte Rêber Apo ile görüşme taleplerini daha fazla dile getirmeli, Türk devletine daha fazla baskı yapmalı, ülkelerini de baskı yapmaları için devreye koymalı. Çünkü Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü tüm bölgenin, dünyanın özgürlüğü demektir. Bu temelde bir kez daha halkımızın, dostlarımızın mücadelesini çok değerli görüyorum, çok önemlidir. Bugüne kadar verdikleri emekler için ve hala böyle bir çalışma yürüttükleri için kendilerini selamlıyorum, hürmetlerimi sunuyorum. Nerede olurlarsa olsunlar 4 Nisan vesilesiyle oldukları her yeri fidanlarla, güllerle, çiçeklerle donatmalılar, ekolojik daha canlı bir dünya yarabilirler. Her ağaç bir insandır, her ağaç bir eserdir. Halkımız da bu tarz kutlamalar yapıyor bir şey demiyoruz kendi tercihleri, çocuklar da var pasta yapıyorlar ama Rêber Apo daha çok fidan ekin ve herkes etrafını güzelleştirsin, temizlesin dedi. Bu vesileyle bir kez daha Rêber Apo’nun doğum gününü kutluyorum, tüm kadınlara, gençlere, halklara kutlu olsun. Herkese başarılar diliyorum.