‘Üniformalı, koruyan değil faildir’

TJA aktivisti Zelal Bilgin, üniformalı kişilerin, Türkiye sahasında koruyucu ve güvenliği sağlayan bir durumdayken Kürdistan'da şiddetin ve tecavüzün faili olduğunu söyledi.

TJA aktivisti Zelal Bilgin, kadın katliamlarına ve sosyal kırım politikalarına ilişkin konuşarak, "Aslında toplumun güvenliğini sağlamak ile görevli olan üniformalılar, yine aynı toplum için tehlike arz ediyorlar" dedi.

Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de kadınlara yönelik şiddet, devletin cezasızlık politikasından da aldığı güçle her geçen gün daha fazla ilerliyor. Özellikle son zamanlarda neredeyse günde bir kadının katledilmesi kadın hakları örgütlerinin ve kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Kadına her türlü şiddete karşı 2011’de yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi'nin bile Türk devleti tarafından uygulanmaması ve iptal edilmesi yönündeki tartışmalar sürüyor. Türk devlet güçlerinin, Kuzey Kürdistan'da Kürt kadınlarına yönelik saldırı, tecavüz ve cinayetleri, devletin sosyal kırım politikalarının devrede olduğunu gösteriyor. Dosyamızın ilk bölümünde söz konusu politikanın detaylarına yer vermiştik. Bugün de Tevgera Jinên Azad (Özgür Kadın Hareketi) aktivisti Zelal Bilgin'in değerlendirmelerine yer veriyoruz.

Bilgin, kadınların bugün toplumsal, kültürel ve siyasal değişimlerin göbeğinde yer aldıklarına dikkat çekerek, “Bu da haliyle erkek egemen zihniyete sahip devlet sistemlerinin hiçbirinin hoşuna gitmiyor. Kürdistan'da da direnişçi, özgürlük mücadelesi arayışçısı, sisteme karşı itirazını gerçekleştiren ve itirazı toplumsallaştıran bir kadın bilincinden bahsediyoruz” dedi. Devletin, savaş siyasetiyle beraber eğitimsiz, otokontrol kabiliyeti söz konusu olmayan ve düşman hukukuyla donanmış birçok kişiyi Kuzey Kürdistan’a saldığını belirten Bilgin, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu güç ile kimi ırkçı duygularıyla kimi ise bir konseptin parçası olarak kadına yönelik tacizi ve tecavüzü gerçekleştiriyor. Yine tüm bunları yaparken 'Bana bir şey olmaz' mantığıyla hareket edenlerin, neye hizmet ettikleri net olarak ortada" şeklinde konuştu.

CAN TESLİM ETMEYEN KADIN GELENEĞİ

Kürdistan'daki Kadın Özgürlük Mücadelesinin enternasyonal bir boyuta ulaştığını ve her kesimden kadınların tepkilerini ortaya koydukları bir dönemden geçildiğini hatırlatan Bilgin, "Biz Kürt kadınları olarak bugünü değerlendirirken, geçmişten aldığımız gücü dile getirerek değerlendiririz. Dersim'de düşmana teslim olmamak adına kendini kayalıklardan atan kadınlarımız da var, yine aynı kayalıklarda ve mağaralarda savaşan kadınlarımız da var. Kendi canından vazgeçen ama can teslim etmeyen bir noktada duruyor Kürt kadını" dedi.

FEMİNİST HAREKETLERLE İLİŞKİLER

Türkiye feminist hareketi ile buluştukları ve ayrı düştükleri konulara ilişkin de konuşan Bilgin, şunları paylaştı: "Feminist hareketlere buluştuğumuz noktalar çok fazla. Ancak şöyle ince bir çizgi de oluyor aramızda; Kürdistan'da yaşananlar hem medya hem de diplomatik yol ile çok doğru bir şekilde aktarılmıyor. Ayrıca bizim bir de ulusal kimlik mücadelemiz var. Ulusal kimliğimizi kadın mücadelemizin çok önüne koymuyoruz. Diğer tüm yapılarla da bir araya gelirken öznemiz hep kadın oluyor. Yine üniformalı kişilerin Türkiye sahasında koruyucu ve güvenliği sağlayan bir durumda iken, Kürdistan'da şiddeti doğuran ve tecavüzü gerçekleştiren bir noktada olması konusunda da ayrı düşebiliyoruz. Yeni yeni eylem ve etkinliklerde kendilerine karşı gelişen saldırılarda Kürdistan coğrafyasındaki üniformalı ile Türkiye'deki üniformalı arasında bir fark olmadığını görebiliyorlar. Bugün Türkiye'de bir kadın katledildiğinde yandaş medya dahil tüm basın organları buna yer verirken, Kürdistan'da bir kadın katledildiğinde çok az basın kurumu buna yer veriyor."

'ÜNİFORMALILAR TEHLİKE ARZ EDİYOR'

Türk devletinin sosyal kırım saldırılarına da işaret Bilgin, şöyle konuştu: "Bu saldırılar sadece Kürdistan'da yaşanmıyor. Türkiye'de de bu sosyal kırım saldırılarına muhalifler maruz kalıyor. Kimse söz söyleyemez duruma geldi. Herkesin sesi bastırılmaya çalışılıyor. Zaten oluşturulan devlet yapısı bir asker, polis ve şiddet devletidir. Hukuk veya sosyal devletten bahsetmek mümkün değil. Aslında toplumun güvenliğini sağlayacak olan kişiler, aynı toplum için tehlike arz ediyorlar. Diğer yandan da toplumsal ve aileden baskı gören kadınların olduğunu düşünürsek, sosyal kırım politikalarının çok daha kolay işlediğini görürüz. Haliyle biz de her gün bunları öngören perspektiflerle hareket ederek sokağa çıkıyoruz. Kadınların duygu dünyalarını anlayarak ve yaşamlarında karşılaştıkları zorluklarla nasıl mücadele etmeleri gerektiği noktasında perspektifler sunuyoruz."