Buldan: Gün, kadınların direniş ve birleşme günüdür

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kadınları direnişe çağırarak, "Gün, kararlı mücadeleyi daha fazla büyütme ve sözümüzü birleştirme günüdür" dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, "AKP iktidarının içerdeki ve dışarıdaki savaş politikalarını reddediyoruz” dedi.


Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın katılımıyla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Parlamento Kadın Grup toplantısını gerçekleştirdi.
HDP Kadın Parlamento Grubu toplantısına şu parti ve isimler katıldı:
"Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Hülya Gerçek, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Ayşe Erdem ve üyesi Gülcan Günay, Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi Merve Turgan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Cansel Aslan ve İstanbul İl Eşbaşkanı Gürşenay Dalveren, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi Nergiz Görnaz ve Nilüfer Irmak, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ve Kadın Sekreteri Döne Gevher, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabay, Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) Kadın Sekreteri Nazife Bayrak Tosun, Kadınlar Birlikte Güçlü üyesi Özgül Saki, Yeni Demokrat Kadın üyesi Deniz Akbıyık, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar Atiye Arıkan ve Günizi Satar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez yöneticisi Sevgi Kişin Sazan, Batıkent Yeni Yaşam Derneği üyeleri Tülay Sönmez Aytekin ve Fatam Koçyiğit Öner, Barış Annesi Hatice Ay."
HDP sıralarında İzmir İl Örgütü’nde katledilen Deniz Poyraz ve hasta tutsak Aysel Tuğluk'un fotoğraflarının yanı sıra Kürtçe ve Türkçe “Eşbaşkanlık mor çizgimizdir”, “Birlikte değiştireceğiz, emek sömürüsüne son vereceğiz”, “Birlikte değiştireceğiz kadın yoksulluğuna hayır”, “Birlikte değiştireceğiz, kadın tutsaklara özgürlük”, “Birlikte değiştireceğiz yaşasın kadın dayanışması” yazılı dövizler konuldu.

 
POYRAZ VE GEZER'E ADANDI


HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kadınları Kürtçe ve Türkçe selamladı. HDP olarak bu yıl 8 Mart’ı, Deniz Poyraz’a ve Garibe Gezer’e adadıklarını söyleyen Buldan, “Ben Deniz’in bağlılığını, Garibe’nin direnişini ve onların bu yolda mücadele yürütürken ölümsüzleşen bütün yoldaşlarının onurlu mücadelesini en derin saygılarımla ve mücadelelerine bağlılık sözümüzle selamlıyorum. Her birini minnetle, özlemle anıyorum. Anıları mücadelemize her daim güç katacak, ışık tutacaktır” dedi.

 
TUTSAK KADINLAR SELAMLANDI


Rehin tutulan kadın siyasetçileri de anan Buldan, şu değerlendirmeleri de yaptı:
“Yine ülkemizde yarım asırdır kadın mücadelesini yeşerten, büyüten, en etkili muhalefet gücü olarak bugüne ulaştıran; cezaevlerinde rehine olarak tutulan bütün kadın yoldaşlarımı, kadın örgütlerinin değerli temsilcilerini ve emektarlarını, Evde, ofiste, fabrikada, tarlada durmadan üreten kadınları, Hiç usanmadan bütün kararlılığıyla adalet arayışında olan kadınları, Her türlü talana karşı; ekolojiyi, köyünü, suyunu savunan cesur kadınları en derin duygularımla selamlıyorum.
Bu hafta; eşitlik taleplerimizi, her gün emek verdiğimiz hak ve adalet mücadelemizi, bütün dünya kadınları olarak hep bir ağızdan haykırıyoruz. Yürüttüğümüz azimli mücadelemizle elde ettiğimiz kazanımlarımızı hep birlikte kutluyoruz.  Kazanımlarımıza saldıranlara karşı; Biz kadınlara eşitsiz bir yaşamı, sömürüyü, şiddeti, baskıyı, ölümü, yoksulluğu dayatan erkek iktidara karşı, itirazlarımızı hep birlikte haykırıyoruz. 8 Mart bütün dünya kadınları olarak ortak taleplerimiz için buluştuğumuz, bu güçlü buluşmayı zılgıtlarımızla, halaylarımızla, danslarımızla ve mücadele kararlılığımızla kutladığımız bir gündür. Sizlere ve bütün dünya kadınlarına kutlu olsun diyorum.
8 Mart aynı zamanda bütün dünya kadınları olarak emperyalist savaşlara hayır dediğimiz bir gündür.  İşte ne yazık ki tam da bugünlerde Rusya’nın başlattığı işgal hareketiyle gelişen bir savaşa üzüntüyle tanıklık etmekteyiz. Ben öncelikle bu savaşta şimdiye kadar yaşamlarını yitirenlerin yakınlarına başsağlığı diliyor, tüm Ukrayna halkının acısını paylaşıyor, dayanışma duygularımızı iletiyorum. Bu savaş halklara ölüm ve yıkım dışında başka bir şey getirmeyecektir.  HDP olarak daha önce de söyledik; Ukrayna’da yaşananlar sadece iki ülke arasındaki bir gerilim-çatışma değildir. Esas olarak NATO ve Rusya arasındaki egemenlik mücadelesidir, güç savaşıdır. Ne NATO’nun ne de Rusya’nın askeri yayılmacılığı bu soruna asla çözüm değildir. Ancak şu nettir; Rusya’nın uluslararası hukuku ihlal ederek başlattığı askeri müdahale kesinlikle kabul edilemezdir. Taraflar müzakere ve diyalog yollarını tekrar açmalıdır. Acil olarak bir ateşkesin ilan edilmesi için Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum devreye girmelidir. Uluslararası kurumlar da insani trajedilerin önlenmesi için sorumluluk almalıdır.
AKP hükümetinin içerideki ve dışarıdaki savaş politikalarını nasıl bugüne kadar reddettiysek dünyanın herhangi bir yerindeki savaşı da aynı şekilde reddediyoruz. HDP olarak, kadınlar olarak halkların bir arada özgür ve barış içerisinde yaşayabileceği koşulların sağlanması yönündeki her türlü barışçıl adımı desteklemeye devam edeceğiz. Sürekli krizlerden beslenen AKP hükümeti şayet bu savaşta da barışın ve uzlaşının tarafında saf tutmazsa, hali hazırda büyük bir ekonomik krizin altında ezilen halkımız çok daha ağır bedeller ödeyecektir. Halkımızın daha da zor durumlara düşürülmemesini önemsiyor ve hükümeti de bu konuda önemle uyarıyoruz.  İçeride sizin zamlarınıza, sömürünüze, baskılarınıza karşı zaten mücadele vermekte olan halkımızı dışarıdaki savaşın da mağduru haline getirmeyin, diye bir kez daha uyarmak istiyoruz.

 
EKONOMİK ÇÖKÜŞÜN KADINLARA ETKİSİ


Ülkedeki ekonomik krizin özellikle biz kadınların omuzlarındaki ağırlığını her geçen gün daha da dayanılmaz bir şekilde hissediyoruz. Bir yandan işsizlik, bir yandan eşit işe eşit ücret alamamak, bir yandan can yakan zamlar ve faturalar, ağır vergiler… Bunun adı artık yoksulluk değildir. Derin yoksulluktur. Yani açlıktır. Kadınlar çoğu kez aynı işi yaptıkları halde erkeklerin aldığı ücretin neredeyse yarısını almaktadır. Türkiye’de 30 milyon kadının yalnızca 10 milyonu kayıtlı çalışmakta; kayıtsız çalışanların sayısına dair bir tahminimiz bile yoktur. Sonuç olarak ülkedeki kadınların yüzde 70’i ekonomik olarak bir başkasına bağımlı olarak yaşamaktadır. Sadece son iki yıl içerisinde sosyal yardıma muhtaç insanların sayısı iki katına çıkmıştır. Yani nüfusun üçte biri sosyal yardımlarla yaşayabilmektedir. Peki, bu sosyal yardımlardan kadınlara ne veriyorlar? 300 lira, 500 lira, taş çatlasa 500 lira. Bu ekonomik şartlarda 500 lira kimin neyine yetecektir? Kadınlar bununla kişisel ihtiyaçlarını mı karşılayacak, kirasını mı ödeyecek, faturasını mı ödeyecek, gıdasını mı yoksa ihtiyacı olan ilacını mı alacaktır?
Bugün için 4 kişilik bir ailenin yeterli beslenebilmesi için aylık gıda harcaması için gerekli tutar 4 bin 250 TL’dir. Diğer yaşamsal ihtiyaçlar ile birlikte toplam tutar 13 bin 843 TL’dir. Yani yoksulluk sınırı. Yani bir eve iki tane asgari ücret girse dahi yoksulluk sınırına bile ulaşamamaktadırlar. Yetmez sevgili kadınlar; giderlerimizi minimuma indirsek yine yetmez. Yemesek, içmesek yine yetmez. Milyonerlerin vergi borçlarını silenler halklara gelince ‘yastık altındakileri ekonomiye kazandırın’ diyor. Hangi ekonomi? Hangi yastığın altı? Ekonomi mi bıraktınız? Bu ülkede artık ekonomi diye bir şey kalmadı. Zamanında kadınlara ‘Beğenmiyorsanız Ruanda’ya gidin’ diyenler bugün ekonomik olarak ülkeyi Ruanda’nın gerisine çekmeyi başardılar. Cumhurbaşkanı çıkıyor, dalga geçer gibi ‘Her gün bir öncekinden daha iyi olacak’ diyor. Millet sokaklara döküldü, dükkânların camlarında ödeyemeyecekleri faturalar var. Esnaf iflasın eşiğinde. En son bu karşılaştırmayı yapanları hatırlarsınız, daha o zamanlardan beri ekonomi bayır aşağı gidiyor.
Bunlar vergisi, bakımı, yakıtı halkın cebinden karşılanan 125 bin makam aracını yandaşlarının hizmetine sunarken, uçan saraylarla seyahat ederken, Diyanet İşleri Başkanı bile özel jet ile geziye giderken hemen her gece yakıta yapılan zamlarla insanlar araçlarına yakıt koyamaz oldu bunun farkında değiller. Seyahat bileti alamaz oldu. Çiftçi tarlasını süremez oldu. Yandaşları ile beşli çetesi ile hazineyi boşaltan, başka başka ülkelerde para aklayanlar şatafat içerisinde yaşarken, tek adamın sarayına halkın cebinden günde 10 milyondan fazla para harcanırken, milyonlarca yurttaş geçim derdiyle boğuşmaktadır.
En basiti SMA’lı çocuklar hayata bağlanabilecekleri ilaçlara, olanaklara erişememektedirler. Aileler artık kilit altına alınmış bebek mamasını, bebek bezini, yine engelli bireyler ve yatalak hastalar temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdadır. Atanamayan öğretmenlerin her gün yaşamları solarken, umutları tükenirken, kadınların, gençlerin yarısı işsizlikle boğuşurken tek adam iktidarının evlatları, yandaşları üçlü, beşli, on beşli maaşlarla çalışmaktadır. Halkın çocukları üniversitelerde barınacak yer bulamazken, öğrenim kredilerini ödeyemezken, bir de bakıyoruz ki tek adam iktidarının biricikleri milyonluk burslarla üstelik de yine halkın kesesinden yurtdışında okutulmaktadır. Bu saydıklarım en basiti, en göz önünde olanları. Daha sayamadığım milyar dolarlık vurgunlarda bir yana dursun. Şimdi soruyorum iktidara biz aynı gemide miyiz?


'HALK SEFALET, SİZ SALTANAT KATINDASINIZ!'


Doğrudur aynı gemideyiz fakat siz saltanat katındasınız, halk sefalet katında, kadınlar sefalet katındadır bunun altını önemle çizmek istiyorum. Ve bu gemiyi batırmaya kararlı bir kaptan olduğundan bu kaptanın bir an önce değişmesi lazım. Sefalete de saltanata da bir an önce son verilmesi lazım. Buna biz kadınlar öncülük edeceğiz. Yakındır ya gideceksiniz ya gideceksiniz. Biz kadınlar hep birlikte geleceğiz, birlikte değiştireceğiz. Kadınlar kabul etmiyor, kadınlar bu sömürüye asla sessiz kalmıyor, kalmayacaktır.


KADINLARIN EMEK DİRENİŞİ


Biliyorsunuz, birçok yerde işçi direnişleri var. Yakın zamanda başarıya ulaşmış Migros depoda, haklarını kazanmış Xiaomi’de yüzlerce kadın, hakları için sermayeye karşı direndi ve kazandı. Farplas’ta ve daha birçok yerde direniş devam ediyor. Selam olsun direnen işçi kadınlara. Direnişiniz direnişimizdir. Buluştuğumuz, konuştuğumuz, dertleştiğimiz ve mücadelemizi birleştirerek büyüttüğümüz her kadını buradan bir kez daha selamlıyorum. Biz HDP olarak, kadınların bu mücadele kararlılığından güç alıyoruz. Kamusal kaynakların toplumda adil ve eşit paylaşımını sağlamak için, vergide adalet için var gücümüzle mücadele edeceğimizin buradan bir kez daha sözünü veriyoruz.
Değerli kadınlar, eşitsizlik, adaletsizlik en büyük şiddettir. Bütün şiddet türlerine kaynaklık eder. Şiddeti besler, büyütür. AKP-MHP erkek iktidarı tarafından mevcut eşitsizliğin daha da çok derinleştirilmesi, adalet sisteminin çökertildiği şu ortamda toplum bir bütün olarak şiddet sarmalının içerisine itilmiştir. Bu şiddettin en büyük mağduru ise malumunuz üzerine kadınlardır. Çünkü bu ülke, kadınları yok sayan her fırsatta kadınlara saldırmayı kendine misyon edinmiş erkek bir iktidar tarafından yönetilmektedir. Kadın katillerini salıveren, cezasızlık politikasıyla koruyan, kadın kurumlarına her gün baskın düzenleyen, kadın mücadelesini engellemeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bakınız sadece geçtiğimiz ocak ayı içerisinde 26 kadın katledildi ve 28 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Sayılarla ifade etmek kolay ama her ay istikrarlı bir şekilde ve daha da artarak kadınlar katlediliyor, yok ediliyor, sömürüye baskıya şiddete maruz bırakılıyor.

 
'KADINLAR MEYDAN OKUYOR'


İktidarın başı, tek adam ve şürekâsı her seferinde muhalefet olan her kadına şiddet dili ile saldırmakta, cesur kadınları hedef haline getirmektedir. Sevgili kadınlar; insan hakları savunucusu Eren Keskin, TTB başkanı Şebnem Korur Fincanı, sanatçılar Ezgi Mola, ve son olarak Sezen Aksu…  Onlara ve benzer saldırılara uğrayan her bir kadın arkadaşıma buradan özel olarak selamlarımı gönderiyor, dayanışma duygularımı ifade ediyorum. Bunların hepsi aslında kadınlara gözdağı verme amaçlıdır. Kadınlara karşı işledikleri ne kadar suç varsa eleştirilmesin, dile getirilmesin, herkes sussun mesajıdır. Ancak şunu iyi bilsinler ki hakikatleri ve hakikatleri savunma cesaretini terk edecek kadınlar değiliz biz. Size ve tehditlerinize meydan okuyan kadınlar var artık. Ve bizler oldukça çoğuz. Sizi korkutacak kadar çoğuz. Durmadan bizimle uğraştıracak kadar da güçlüyüz.
Yeni Adalet Bakanı, kadın cinayetlerinin seferberlikle çözeceklerini iddia ediyor. Ya biz kadınlar çok uzun yıllardır sözümüzle, taleplerimizle, siyasetimizle, eylemlerimizle bir seferberlik ilan etmişiz zaten. Bunun karşısında o bakanın iktidarı ne yapmış? Bu seferberlikle kadınlarla ortaklaşacağı, çözümün bir parçası olacağına aksine; kadın mücadelesine karşı baskı savaşı açmış. Eş başkanlıkla yönetilen kadın belediyelerimize kayyım atamış. Kadınların haklarını korumak ve geliştirmek üzere açtığımız bütün kurumları tek tek kapatmış. Kadın siyasetçileri tutuklamış, İstanbul sözleşmesini fesih etmiş. Eşit temsiliyete dayalı siyaseti, yani eşbaşkanlık kazanımımızı suç ilan etmiştir. Şimdi de gözlerini başka kazanımlarımıza dikmiş durumdalar. Kadınların bir kazanımı olan nafaka hakkını yine gündemlerine almışlar. Nedir peki buradaki meramınız? En açık haliyle kadınların nafaka hakkını gasp etmek. İktidarınız nafaka hakkını adil bir şekilde hesaplayıp bunun ödenmesini sağlamaya çalışması gerekirken, nafakayı neredeyse tamamen ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. İktidarınızın nafaka hakkını adil bir şekilde hesaplayıp bunun ödenmesini sağlamaya çalışması gerekirken, nafakayı neredeyse tamamen ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.  Biz kadınlar bunun farkındayız. Kadınların güçlü mücadelesi ile şimdiye kadar buna geçit vermedik ama her seferinde farklı bir bahane, farklı bir ‘yasal düzenleme’ adı altında gündeme getirmektesiniz.
Şimdi Sayın Adalet Bakanı’na buradan sesleniyorum; seferberlik ilanınızda gerçekten kararlıysanız, buyurun ilk olarak şu söylediklerimden başlayın. Toplumsal cinsiyet eşitliğine, eşit temsiliyete tam destek verin ve eş başkanlığı suç ilan etmekten vazgeçin. Kadın hak mücadelesine karşı verilen hukuk mücadelesini durdurun. İstanbul sözleşmesininsin fesih kararını geri çekerek İstanbul sözleşmesini fiilen işletin. 6284 sayılı koruma kanununu etkin bir şekilde uygulamaya geçirin. Kadına ve çocuklara yönelik suçlarda etkin soruşturma yürütün ve kesin bir şekilde bu suçlarda indirime gidilmez ve de bu suçları işleyenler hiçbir şekilde aftan yararlanamazlar ibaresini yasalaştırın. Biz de tam destek verelim. Kadın siyasetçiler, düşünürler ve gazetecileri serbest bırakın. Hür düşünce nasıl tutuklanır bir kez olsun kendinize sorun.


ŞENYAŞARLAR'IN DİRENİŞİ


İktidarın gücüne dayanarak kadınlara karşı suç işleyen yandaşların, siyasetçilerin ve özellikle de kolluk kuvvetlerinin hukuki dokunulmazlığını kaldırın, adalet önünde hesap vermelerini ve hak ettikleri cezayı almalarını sağlayın. ‘Çocuklarımı katledenler bugün ellerini kollarını sallayarak dışarıdalar. Ben 4 mevsimdir, yani 1 yıldır Urfa Adliyesi önündeyim. Artık bu zulmü kaldıramıyorum’ diyen Emine Şenyaşar annenin çığlığını artık duyun, duyun. İktidarınızın katillere tanıdığı hukuksuz, vicdansız imtiyazı kaldırın. Adaletin gereğini yerine getirin. Emine annenin dediği gibi onu susturamazsınız, yok sayamazsınız çünkü bütün dünya biliyor Emine Şenyaşar haklıdır. Bunu artık siz de bilin ve harekete geçin. Yine Dersim’de iki yılı aşkın bir süredir kaybedilen Gülistan Doku’nun bulunması için faillerin koruma zırhını kaldırın ve etkin bir soruşturma yürütün. Ve bu konuda kamuoyunu bilgilendirin.


'DENİZ'İN VE YOLDAŞLARININ HESABINI SORACAĞIZ'


Kadının varlığını ve haklarını tanımayan erkek iktidar, kadının siyasette yükselen gücü olan bizlere saldırıyor. Sevgili Deniz Poyraz’ımıza bu amaçla suikast düzenlenmiştir. Denizin şahsında kadının demokratik siyasetteki konumu ve rolü hedef alınmıştır. Ancak bu katliam bırakın bizi sindirmeyi demokratik siyasetin etrafında daha fazla kenetlenmemize bir başka gerekçe daha yaratmıştır. Biz kadınlar, kadına şiddet yönetimleriyle, katliamcı saikle yönelen her anlayıştan alacaklıyız. Deniz’in ve yoldaşlarının hesabını hem hukuk karşısında hem tarih önünde mutlaka soracağız.


GÜZEL'İN DOKUNULMAZLIĞININ GASP EDİLMESİ


Yine en son Semra Güzel vekilimize düzenlenen kumpas da kadının siyasetteki yerine, kimliğine yapılan bir saldırıdır. Semra vekilimizin dokunulmazlığının kaldırılması meselesi; Kürtlerin ve kadınların siyaset dışı bırakma politikasıdır. Kürt kadınlarının ortak hakikatini yok saymadır. Semra vekilimizin dokunulmazlığını kaldırmaya sizin parmaklarınızın gücü yetmez, çünkü Semra Güzel halkın ve kadınların vekilidir, iradesidir. Biz gücümüzü; haklılığımızdan alıyoruz. Biz gücümüzü; kadınlardan alıyoruz, gençlerden alıyoruz, ezilen milyonlardan alıyoruz. O nedenle dokunulmazlıkları kaldırsanız dahi mücadelemizle hiçbir zaman baş edemeyeceksiniz.
Tıpkı partimize açılan kapatma davasında olduğu gibi, Kobanê kumpas davasında olduğu gibi yargılayan sizler değil bizler olacağız. Partimizle siyasetten yarışamayan, bu topraklarda çözüm ve demokrasi umudunu yeşerten mücadelemizle baş edemeyen AKP-MHP iktidarının yargı sopasını, meclis çoğunluğu sopasını kullanması, beyhude bir çabadır. Bu beyhude çaba, HDP kapatma davasında da Kobanê kumpas davasında da çok net görülmüştür. Kobanê Kumpas davası aslında çoktan çökmüş ve çökertilmiştir, yalanları ifşa edilmiş bir dosyadır. Hem dosyadaki hem de yargılama aşamasındaki hukuksuzlukları defaatle dile getirdik. Kumpas yargılamasının AKP’nin iktidarda kalmak için son bileti olduğunu da söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz. Ama o bileti biz kadınlar çoktan yaktık, haberleri yok! Kobanê kumpas davasında bir kısmı tutuklu olmak üzere tam 55 kadın siyasetçi yargılanıyor.  HDP Kapatma davası da kadını demokratik siyasetten silmeye yemin etmişçesine 168 kadına yönelik hukuki saldırı vardır. Zira 168 kadın siyasetçiye siyaset yasağı talep edilmektedir.

 
'YARIN DAHA GÜÇLÜ OLACAĞIZ'


Kadınlara siyaset yasağını getirmeyi amaçlayan erkek iktidar şunu çok iyi bilsin ki onca zulüm, onca ölüm kadınları siyasetten silemedi, hukuk dışı bir iddianame de silemeyecek. Yarın, 2 Mart 1994’te DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının yıl dönümüdür. O günkü inkâr siyasetçilerinin bugünkü mirasçılarına hatırlatmak isterim ki bugün o günden çok daha kalabalığız, çok daha büyüğüz, çok daha güçlüyüz. O gün sadece 1 kadın milletvekilimiz vardı şimdi her alanda her yerde örgütlenen kadın meclislerimiz var. Siyaset üreten parlamento grubumuz var. Cezaevinde ve parlamentoda onlarca kadın milletvekilimiz var. Belediye eş başkanlarımız var. Sizi temin ederim ki tarihin tanık olduğu üzere yarınımızda bugünümüzden güçlü olacak! Daha kararlı olacak ve bu mücadele hiç bitmeyecek. Hedeflediğimiz o eşitlik, barış ve adalet düzenini kuracak güç biz kadınlarda her zaman olacak.
Bu ülke yalanıyla, zorbalığıyla meşhur iktidarlar gördü. Ancak yalan ve talan siyasetinde bu denli kariyer yapanı hiç görmedi. Söylemleri, siyasetleri icraatları tamamen hakikati yok etme üzerine kurulu bir iktidarla karşı karşıyayız. Yine iktidarın kurumları da aynı şekilde gerçek dışı bilgi ve rakamlarla kamuoyunu yanıltma yöntemine başvurmaktadır. Merkez bankasından tutalım üniversitelere, belediyelerden tutalım bakanlıklara kadar. Örneğin TÜİK gerçek enflasyon oranlarını, işsizlik verilerini hesap oyunlarıyla gerçeğin kat be kat altında gösteren bir çarpıtma kurumu olarak faaliyet yürütmektedir. Uluslararası hukukun ve sözleşmelerin gereğini yerine getirmeyen, mahpusların infazlarını türlü oyunlarla yakan, mahkemeleri; gizli tanıklar ve saraydan verilen kararlarla hüküm vererek, Hukuk sistemini tam bir adaletsizlik mekanizmasına dönüştürmüştür.


'TUTSAKLARA DÜŞMAN HUKUKU UYGULANIYOR'


Yine ağır demans hastası olan yoldaşımız Aysel Tuğluk ve bugün için yaşamını cezaevinde sürdüremeyecek durumda olan bütün ağır hasta mahpuslar için ‘cezaevinde kalabilir’ raporu veren Adli Tıp Kurumu ölümcül hastalıkları yok saymaya devam etmektedir.  İktidarı ve kurumlarıyla hukukun üstünlüğünü ve temel insan haklarını hiçe sayan, muhalif tüm kesimlere karşı düşman hukukunu işleten bu anlayış ülkeyi oldukça karanlık bir döneme götürmektedir. Bu hukuksuzlukları, bu karanlığı asla kabul etmiyoruz ve sonuna kadar da mücadelemizi sürdürmeye kararlıyız.
Nasıl ki her gün en az bir kadın öldürülüyorsa, hapishanelerden de neredeyse her gün bir cenaze çıkmaktadır. Amaçları cezaevlerini ölüm evlerine dönüştürmektir. Kötülükte de yavuzdurlar yani. İlk eş genel başkanımız, Aysel Tuğluk arkadaşımız bu ağır hastalığa cezaevi koşullarında yakalanmıştır. Hastalığının eriştiği aşamada biran evvel tahliye edilmesi gerekirken Adli Tıp utanç verici kararlarından bir tanesini daha Aysel Tuğluk için vermiştir. Ve bir hasta mahpusu daha ölüme yakınlaştırma uygulamasını ortaya koymuştur. Ki Adli Tıp’ın daha önce bu şekilde verdiği onlarca kararın sonucu ölüm olmuştur. Onların bu özel işkence yöntemi kadının özgür iradesini kırma, arkadaşlarımızın şahsında kadın mücadelesini yıldırmaktır. Bunu biliyoruz.
Fakat buradan iktidara şunu net bir şekilde söylüyorum. 38 katliamında Dersim’in kadınlarını uçurumlardan atlamaya zorlayan, Dersimin kızlarını kaybeden cuntacı zihniyet ile bugün yine Dersimin onurlu kızı Aysel’i cezaevinde yok etmeye çalışan zihniyet aynıdır. Kılık değişmiş fakat zulüm değişmemiştir. Biz ne Aysel’in ne de başka hasta tutsakların göz göre göre ölüme terk edilmesine asla sessiz kalmayacağız. Biz açık görüşte ailelerine uzaktan selam verdikleri için haklarında disiplin soruşturması açılan Rozerin Kurt ve Alev Yaşar’ın selamını, ailesine ve herkese ulaştıracağız.
Biz Leyla Güven'e kendisini tehdit eden gardiyanla tartıştığı için verilen 11 günlük hücre cezasını kabul etmiyoruz. Kadınları bu cezalarla yıldıramazsınız, korkutamazsınız. Bu hukuksuzlukları yapanların gerçek hukuk ve adalet önüne mutlaka çıkacağı günlerin yakın olduğunu da özellikle belirtiyoruz. Biz 80 Darbesi döneminde, hapishanedeki oğlu Kamber’e anadili Kürtçe yasaklı olduğu için dakikalarca, ‘Kamber Ateş nasılsın?’ diye Türkçe seslenmek zorunda bırakılan İpek Ateş’i hep sevgiyle anacağız. Biz HDP olarak cezaevlerindeki hak ihlalleri sona erene kadar adalet ve hakikat mücadelemizi sürdürmeye, hukuksuzlukları teşhir etmeye, mahpusların ve ailelerinin yanında olmaya devam edeceğiz. Biz kadınlar, işkenceye karşı insanlık onurunu, karanlığa karşı hakikati, hukuksuzluğa karşı adaleti, tecride karşı barışı her zaman ve her yerde savunmaya devam edeceğiz.


DEMOKRASİ İTTİFAKI


Üzerinde önemle durduğumuz konulardan biri de elbette ki ittifaklar meselesidir. Bizler tekçi erkek rejimine karşı çoğulculuğu, demokrasiyi, eşitliği, gerçek bir adalet sistemini, bir arada ortak yaşamı esas aldığımızı hep söyledik, bir kez daha altını çiziyorum. Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayatan, başta cinsiyet eşitsizliği olmak üzere her türlü eşitsizliği onaylayan, işçinin, emekçinin, gençlerin sorunlarını görmeyen kadınların sözünün içerisinde olmadığı hiçbir ittifakı asla kabul etmiyoruz. Toplumu kutuplaştıran iki seçenek varmış gibi dayatan anlayışlara karşı üçüncü yolda ‘demokrasi ittifakı’ dedik. Partimizin 27 Eylül’de yayınladığı deklarasyonla da tutumumuzu net bir şekilde bir kez daha ortaya koyduk.
Kadınlara dayatılan yoksulluk, işsizlik ve her türlü emek sömürüsüne karşı örgütlülüğümüzü, dayanışmamızı büyütme zamanıdır diyoruz. Haklarımıza ve kazanımlarımıza yönelik saldırılar karşısında mücadeleyi daha fazla yükseltme zamanıdır diyoruz. Üçüncü yolda buluşma yeni yaşamı kadın öncülüğünde inşa etmenin zamanıdır diyoruz. Üçüncü yol kadın özgürlük mücadelesinin yoludur. Üçüncü yol farklılıkları yok sayanlara karşı bir arada ortak yaşamın yoludur. Kürt sorunu vardır ve bu sorun diyalog ve müzakere yoluyla çözmekten yana olanların yoludur. Kirli savaş siyasetine karşı barışı en güçlü şekilde savunanların yoludur. Kadın ittifakıyla, kadın dayanışmasıyla üçüncü yolda demokrasi ittifakında buluşacağız. Kadın sözü ve kararıyla bu ittifaka yön verecek öncülük edecek olan da yine biz kadınlar olacağız.
Elbette ki biz kadınların ittifakı kısa vadeli, seçim odaklı bir ittifak değildir. Bizler zaten kadın örgütlülüğümüzü ve mücadelemizi tüm kadın yapılarıyla ortaklaşarak büyütüyoruz. Gün bu kararlı mücadeleyi daha fazla büyütme ve sözümüzü birleştirme günüdür. Bu ittifakı, bu dayanışmayı büyütmek için çok fazla gerekçemiz var sevgili arkadaşlar. Kadın özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren kadınlara sözümüz var. Erkek devlet şiddeti ile katledilen arkadaşlarımıza sözümüz var. Susmadığı için, biat etmediği için cezaevlerinde rehin tutulan yoldaşlarımıza sözümüz var. Aysel’e, Garibe ’ye, Deniz’e, Pınar’a, İpek Ateş’e ve daha nice yoldaşımıza sözümüzü buradan bir kez daha yineliyoruz. Erkek egemen iktidarın kadınlara ve kazanımlarına yönelik çoklu saldırısı karşısında mücadelemizi çok boyutlu yürüteceğiz. Kadın ittifakı ve dayanışmasıyla biz kadınlar kazanacağız.
Amelia Eartt’ın dediği gibi; ‘En zoru harekete geçmektir, gerisi kararlılıktır’ Biz zoru geçeli çok oldu. Şimdi kararlılıkla yolumuza devam etme zamanı. Ve biz kadınlar bu yolda asla durmayacağız, pes etmeyeceğiz, bir tek adım geri atmayacağız. Ben bu vesile ile buradan bütün kadınlara bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bu hafta boyunca 8 Mart etkinliklerimiz devam edecek. Hepinizi kadınların bu değerli buluşmasına çağırıyorum. Gelin hep birlikte taleplerimizi hep bir ağızdan bir kez daha haykıralım, ellerimizi birleştirelim, günümüzü kutlayalım. Ben bu düşünce ve duygularımla siz değerli halkımızı ve bütün dünya kadınlarını bir kez daha selamlıyor günümüz kutlu olsun diyorum. Birlikte değiştireceğiz, şimdi kadın zamanı! Jin,jıyan,azadî…”
HDP Kadın Parlamento Grubu, katılan kadınların konuşmalarıyla devam etti.

 

'DİRENİŞTEN ÖZGÜRLÜĞE!'


Buldan’ın konuşmasının ardından Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eşbaşkanı Şükran Kablan ve Kadınlar Birlikte Güçlü’den Özgül Saki konuşma yaptı.

 
Şükran Kablan, erkek devlet şiddetiyle, faşizmin katlettiği Deniz Poyraz ve Garibe Gezer şahsında mücadele eden bütün kadınları selamlayarak konuşmasına başladı.

 
KESK olarak bu yıl 8 Mart şiarını “İsyandan direnişe, direnişten özgürlüğe” olarak belirlediklerini kaydeden Kablan, şiarın şimdiden korku saldığını belirtti.
İsyanı ve direnişi bir arada kullanarak kadınlara yöneltilen tüm saldırılara karşı duracaklarını belirten Şükran Kablan, “8 Mart’ta savaşa, yoksulluğu, homofobiye, kapitalizmin krizini kadınların sırtına yüklemelerine karşı en güçlü sesi yükselteceğiz. Unutmasınlar ki hem faşizme karşı savaşta, hem sokakta en başta biz kadınlar yer almışızdır. Hem de işçi emekçi direnişlerinde makineleri ilk kapatan biz kadınlar olmuşuzdur” dedi.

 
'SUSMAYACAK VE ALANLARDA OLACAĞIZ'


Kadınlar Birlikte Güçlü adına kürsüye çıkan Özgül Saki de, “Burada bağımsız, feminist bir kadın olarak konuşuyorum. Mücadelemizin birlikte olduğunu hissediyorum. Mücadelemiz feminist bir dünya kuruncaya kadar bitmeyecek” diye belirtti. Saki, bu yıl coşkulu bir şekilde alanlarda olacaklarını söyleyerek, şöyle devam etti: “Bugün İstanbul’da geçen yıl 8 Mart yürüyüşünü örgütleyen arkadaşlarımız yargılanıyor. Yargılama sebepleri ise ‘ritmik bir şekilde zıplayarak devleti tehdit etmek.’ Bu suç ise bu yılda ritmik bir şekilde zıplayarak patriyarkaya baş kaldıracağız. 6 Mart’ta alanlarda olacağız. Tabii ki baskılar var ama bugüne kadar susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz dedik ve yine bütün coşkumuzla alanlarda olacağız.”


Saki, kadınların tüm gündemleriyle bulundukları her yerde direnişte olacaklarını söyleyerek, “Mücadelede yalnız değiliz, birlikte güçlüyüz. Bu yıl İstanbul’daki 8 Mart pankartında ‘Feminist bir dünya kuruluncaya kadar bu isyan bitmeyecek’ dedik. Feminist bir dünya kuruncaya kadar bu isyan bitmeyecek. Bu isyanımızı coşkuyla birlikte enerjimizi güçlendirerek meydanlarda olacağız” şeklinde konuştu.


Konuşmaların ardından HDP Kadın Parlamento Grubu’na katılan kadınlar toplu fotoğraf çekerek, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Jin, Jiyan Azadi” sloganları ve alkışlarla programı sonlandırdı.