Dava İstanbul Sözleşmesi mücadelesinin ete kemiğe bürünmüş hali

Danıştay’da süren İstanbul Sözleşmesi duruşmasına dair izlenimlerini aktaran Gazeteci Sibel Yükler, sözleşme iptali sonrası davanın mücadelenin hukuki olarak ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu söyledi.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin Danıştay’a açılan davanın ilk duruşması 28 Nisan’da Ankara’da görülmüştü. Davanın ikinci duruşması ise 7 Haziran’da görüldü. Danıştay 10’uncu Daire’de 7 Haziran’da görülen duruşmada HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, SOL Parti, Yargıçlar Sendikası ile Malatya, Zonguldak, Çanakkale, Kars, Artvin, Denizli, Kırklareli, Tokat, Aksaray ve Şırnak barolarının açtığı davalar yer aldı.

Danıştay Savcısı Aytaç Kurt, 28 Nisan’daki mütalaasını 7 Haziran’da da yineleyerek İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline karar verilmesini talep etti.

Danıştay’ın ise, kararı 14 ve 23 Haziran’da görülecek duruşmalar sonrası vermesi bekleniyor.

TEK ADAMA KARŞI ÇIKMASI ANLAMINDA ÖNEMLİ

Davayı ilk duruşmadan bu yana izleyen Gazeteci Sibel Yükler’e mahkeme salonunda neler yaşandığını, savunmaların ve beyanların nasıl ilerlediğini sorduk.

İstanbul Sözleşmesi Danıştay davasına ilişkin izlenimlerini ANF ile paylaşan Sibel Yükler, şunları aktardı: “Burada açılmış yaklaşık 200’ü aşkın davadan söz ediyoruz. 7 Haziran’daki davada da bir önceki gibi siyasi partiler, hukukçular, anayasa profesörleri, barolardan avukatlar vardı. Bu davayı İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi sonrası yürütülen bütün mücadelenin hukuki olarak ete kemiğe bürünmüş hali gibi değerlendirebiliriz.

Çünkü Danıştay'ın Cumhurbaşkanı'nın kararnamesine karşı ya da savcının vereceği mütalaa ya da tek başına Danıştay'a gitmek veya orada kocaman bir salonda heyetin karşısında olmak çok önem taşıyor. Ne olursa olsun ilk duruşmaların olduğu günlerde de, bundan sonrakilerde de savcının vereceği mütalaa çok önemli. Zira ilk ikisinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi'nin iptali kararının iptal edilmesi yönünde bir mütalaa verildi.

İlk davadan sonra, muhtemelen bundan sonra da ‘heyet çok iyi davranıyorsa bir sıkıntı vardır, genelde tam tersi olur’ diye yorum yapanlar olacaktır. Hatta duruşmadan sonra da bir-iki gazeteci buna ilişkin yazdı. Bence burada kaçırdıkları bir şey var; elbette yüzlerce hukukçu bunun farkında ama ne olursa olsun çok kritik bir mütalaa. Çünkü bütün yetkileri elinde toplayan, tek yetkili olan cumhurbaşkanlığının kararnamesinin yanlış olduğu yönünde mütalaa vermek gerçekten önemli.”

CUMHURBAŞKANI AVUKATINA ‘BİTİRİN’ DENDİ

Gazeteci Sibel Yükler, 7 Haziran’da görülen duruşmadaki savunma ve beyanları anlatırken, bu defa özellikle heyetin Cumhurbaşkanlığı avukatlarına müdahale etmesinin ilginç olduğunu söyledi: “İlk duruşmada kadınların ve kurumların çok güzel beyanları olmuştu. Aslında daha çok sözleşmeyi savunma üzerineydi. Sonrasında Cumhurbaşkanlığının avukatı konuştu ve çok uzun bir savunma yapmıştı. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldıktan sonra kadın haklarının tehlikeye düşmediğini, kadınlara yönelik şiddetin artmadığını savunmuştu. Hatta İstanbul Sözleşmesi'nin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile feshedilmesinin anayasaya, hukuka ve meclise uygun olduğuna dair iddiaları vardı. Buna zaten davacılar güzel cevaplar vermişti.

İkinci duruşmada ise geçen sefer Cumhurbaşkanlığı avukatına hiç müdahale etmeyen heyet, bu defa müdahale etti. Heyet başkanı Yılmaz Akçil, Cumhurbaşkanlığı vekilinin savunmasına çok dinleyemeden kesti. Birkaç sefer sözünü keserek, ‘lütfen toparlayalım’ dedi. En sonunda da Cumhurbaşkanlığı vekili Emre Topal, ‘Ama efendim karşı taraf saatlerce savunma yaptı’ deyince heyet başkanı, ‘bakın toparlayın demiyorum, bitirin diyorum artık’ dedi. Bu çok önemli bir tavır bence. Çünkü sonuçta karşısında bir Cumhurbaşkanlığı temsilcisi var.”

HDP KADINLAR VE ÇOCUKLAR ADINA BURADAYIZ DEDİ

Sibel Yükler, ikinci duruşmada Sol Parti ve HDP’nin beyanlar verdiğini ifade ederek “Özellikle HDP'nin savunmasında kadınlarlarla birlikte çocukların haklarının da gasp edilmesi ön plandaydı. HDP’nin orada kadınlar ve çocuklar adına bulunmalarını söylemeleri çok önemliydi.  Ayrıca davacı taraf avukatlarının büyük bir çoğunluğu da LGBT+ haklarından bahsetti. Çünkü neticede sözleşmenin feshedilmesinin altında yatan en büyük nedenlerden bir tanesi de tarikat, cemaat gibi grupların ve siyasi oluşumların, Sözleşmeyi eşcinselliği meşrulaştıracak diye karşı kriminalize etmesiydi. Bu açıdan kadınların buna sahip çıkması kıymetliydi” şeklinde konuştu.

HAKLARIMIZI HATIRLATMAK İÇİN BURADAYIZ

Gazeteci Sibel Yükler, her ne kadar savcı mütalaasının olumlu olsa da kadınların en kötüsüne hazırlıklı olduğunu da belirtti: “Kadınlar zaten en kötüsüne hazırlıklı. Çünkü zaten bir gecede bütün temel hak ve özgürlüklerinin teminatı yok edildi. Bu yok edilmeyle birlikte kadın cinayetleri giderek arttı. Karakollara yapılan tedbir ve koruma talepleri bir bir geri çevrildiği için zaten kötü bir tablonun içindeler. O yüzden buradan iyi yönde bir karar çıkmazsa mahvolacağız, şeklinde biri durumda olunduğunu düşünmüyorum.

Kadınlar; ‘Biz buradan olumsuz bir karar çıkarsa da zaten beklediğimiz bir şey olacak. Çünkü İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası bir sözleşme meclisin onayına sunulmadan bir gecede Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle tek adamın istedim, yapıyorum demesiyle yok edildi. Biz zaten tek adam rejiminin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Danıştay üzerindeki baskıyı tahmin edebiliyoruz. Ama biz hukukun ve anayasal üstünlüğü çiğneyen karara karşı hukuku hatırlatmak, hukuki savunmamızı yapmak, haklarımızın peşine düşmek için buradayız’ diyor.”