Stêrk: 4 Nisan bir milat gibidir

KCK Genel Başkanlık Konsey Üyesi Zilar Stêrk: Kürt halkı için 4 Nisan 1949’dan sonra yeni bir takvim işlemeye başlıyor. Kürtler açısından bir milat gibi de görebiliriz.

4 Nisan’ın, Kürtlüğün yeniden onurlanmasının, değer kazanmasının, yitirdiği toplumsal, ruhsal, halksal değerlerine yeniden kavuşmasının başlangıcı olduğunu söyleyen KCK Genel Başkanlık Konsey Üyesi Zilar Stêrk, “Kürtler açısından eşitliğin, özgürlüğün yeniden gündemine girmeye başladığı süreçtir. Bu anlamıyla çok önemlidir. Bunun için bütün Kürtler, 4 Nisan’ı her yıl adeta kendi doğum gününü kutlarcasına sahipleniyor” dedi. 

KCK Genel Başkanlık Konsey Üyesi Zilar Stêrk, Medya Haber TV’den Gulan Botan’ın sorularını yanıtladı. Söyleşinin tamamını paylaşıyoruz.

Bu yılki Newroz,  “Önder Apo’ya Özgürlük Newrozu” olarak tanımlandı. Kürt halkının ve dostlarının olduğu her alan Newroz alanına dönüştü. Aynı zamanda Medya Savunma Alanları’nda da görkemli kutlamalar gerçekleşti. Siz kutlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Halk ve gerillanın Newroz kutlamalarında verdiği mesajları nasıl okumak gerekiyor?

Öncelikle büyük coşku ve moralle Newroz alanlarına sel olup akan bütün halkımızı ve değerli dostlarını büyük saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Gerçekten çok tarihi bir Newroz geçirdik. Önder Apo’nun 50. Önderliksel Çıkış Newrozu’ydu. Newroz meydanlarında halkımızın ve dostlarının ortaya koymuş olduğu tavrı, tutumu, gösterdiği kararlılık, gösterdiği iddia düzeyi gerçekten de bu 50. yıl ruhuna denk bir tutumdur. Buna denk bir duruş ortaya çıkardı. Bu açıdan tarihi bir Newroz oldu. Önderlik Newrozu olarak tanımlandı, amaç Önderlik Newrozu haline getirmekti, halkımız ve değerli dostları gerçek anlamıyla Önderlik Newrozu yapmayı başardı. Bu başarı düzeyiyle kutlayan tüm halkımızı ve dostlarımızı kutluyorum. Tüm engellemelere rağmen büyük bir coşku ve moral düzeyiyle katıldı. Önderliği sahiplenme düzeyini büyük bir kararlılıkla ortaya koyma gücünü, direncini gösterdi. Çok dezavantajlı bazı koşullar da vardı. Gerçekten bu yıl Newroz mevsimsel olarak da neredeyse soğuk kış koşulları barındırıyordu. Kar yağıyordu, yağmur yağıyordu, rüzgar esiyordu. Bütün bu soğuğa, kar yağışına rağmen yağmur, çamur, kar demeden akın akın Newroz meydanlarına aktı. Çok görkemli bir biçimde kutladı. Katılmak isteyip koşullardan kaynaklı olarak katılamamış insanlarımız da çoktur. Bunu da insan anlayabiliyor fakat yine de bütün engellemelere rağmen hem mevsimsel koşullardan kaynaklı hem de faşist rejim polisinin tüm engellemelerine rağmen halkımız gereken tavrı, tutumu ve duruşu ortaya serdi. 

DEVLETİN ENGELLEMELERİ ÇOKTU

Faşist rejimin engelleri de çok yoğundu. Yolları kapattı, halkımızın alanlara gelmesine engel oldu. Birçok kontrol noktası kurmuştu. Basından takip ediyoruz. Tertip komitelerinin yapmış olduğu açıklamalar var. Bir sürü gözaltı da yapılmış ve bir sürü alıkoyma yaklaşımı içerisine de girmiş. Söylendiği kadarıyla Amed’de sahnenin ses düzenine, ses mikserine bile polis el koymuş. Yani halkın Newroz meydanlarından “Bijî Serok Apo” haykırışını “Bê Serok jiyan nabe” haykırışını bastırmaya, engellemeye çalıştı. 

BU SESİ BASTIRAMADI

Buna rağmen bu seslerin duyulmasına engel olamadı. “Bijî Serok Apo” kararlılığının, Newroz meydanlarına da damgasını vurmasına engel olamadı. Bu sesi bastıramadı. Bu ses, çok derinden gelen bir sestir. Bu ses 50 yıldır kendini oluşturan bir sestir. Kendini oluşturan bir ruhtur. Bu sadece bir gün ile sınırlı değildir. 

Newroz meydanlarında ortaya çıkan bu ruhu oluşturan neydi? Kuşkusuz 50 yıllık Önderliksel Çıkış’la başlayan çok ciddi bir mücadele birikimidir, çok ciddi bir mücadele gerçeğidir, bir direniş gerçeğidir. Newroz meydanlarına damgasını vuran ruh, 50 yıldır birikmiş yeniden diriliş ruhudur. Yeniden varoluş ruhudur. Aslında Kürtler için yeniden yaradılış ruhudur. 50 yıllık bir birikim var. Bunun kendisini Newroz ateşi etrafında yeniden ifadeye kavuşturmasıydı, söze kavuşturmasıydı, slogana kavuşturmasıydı, katılıma kavuşturmasıydı. Kendini yansıtma biçimiydi. Yansıtma biçimi de rengarenkti, tam bir renk cümbüşüydü. Tam bir duygu zirvesiydi. Her yıl ki Newroz’a oranla daha yüksek bir katılım vardı. Milyonlarca insan katıldı. Sadece Amed’deki Newroz’a bir milyondan fazla insan katıldı, tüm engellemelere rağmen. 

7 YILLIK DİRENİŞİN ROLÜ

Newroz’un taşıdığı mesajlar da önemli, fakat taşıdığı mesajlara geçmeden önce şunu da belirtmek istiyorum. 50 yıllık birikim kadar aynı zamanda diyebiliriz ki son 7 yıllık süreçte de devrede olan bir ‘çöktürme planı’ vardı. Faşist AKP-MHP rejiminin Kürt soykırımını tamamlamak üzere yapmış olduğu bir çöktürme planı vardı. 2014’ten beri devredeydi. Son 7 yılı, bunun karşısında büyük bir direnişle geçirdik. En büyük direniş de dağlardaki gerilla mücadelesiyle gerçekleştirildi. Gerillanın dağda ve ovada yürütmüş olduğu direniş bu planı boşa çıkardı. Bu anlamıyla geçirdiğimiz 2021 yıllı gerilla mücadelesinin, gerilla direnişinin, damgasını vurduğu bir oldu. Gerillanın öncülük rolünü layıkıyla yerine getirdiği bir yılı geride bırakmış olduk. 

HALKIMIZ GERİLLADAN ALDI

İşgalci ordunun, Şubat’ta Garê’ye işgal saldırısıyla 2021’e girdik. Gerilla, büyük bir hezimet ve kırılma yaşattı. AKP-MHP faşist rejiminin hem iç siyasetini hem dış siyasetini olumsuz anlamda etkiledi. Bunu gidermek, telafi etmek üzere 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece Metîna, Zap ve Avaşîn’e  yeni bir işgal saldırısı gerçekleştirdi. Bu, amaç ve hedefleri açısından çok kapsamlıydı ama temel amacı Garê hezimetini telafi etmekti. Metîna, Zap ve Avaşîn’de yine özgürlük gerillasının büyük direnişiyle karşılaştı. Adeta çakılı kaldı. Hedeflediği biçimiyle ilerleyemedi, orada da bir yenilgi yaşadı. 

Gerillanın ortaya çıkarmış olduğu bu muhteşem tarihi direniş, halkımız üzerinde de etkileyici oldu. Halkımıza öncülük etti. Halkımız izliyor, takip ediyor, bundan ruh alıyor. Özgürlük gerillasının Kürdistan dağlarındaki mücadelesinden, direnişinden ruh alıyor, moral alıyor, coşku alıyor. Onun karşısında kendi duruşunu gözden geçiriyor. Kendi katılımını yükseltme ihtiyacı duyuyor. Bunun kararlaşmasını yaşıyor. Biz bütün bunların yansımasını Newroz meydanlarında gördük. Newroz meydanlarındaki coşkuyu, morali, Önderlik’le buluşma ruhunu orada ortaya çıkan özgürlük ruhunu, özgürlük ideasını, özgürlük kararlaşmasını, dağlarda direnen özgürlük gerillasından aldı halkımız. Adeta dağdaki gerilla direnişi halkımızı bu tarihi Newroz’a hazırladı. Onu donanımlı hale getirdi, kararlaşmasını ortaya çıkardı. Bu anlamıyla Newroz meydanları büyük bir gerilla ve halk buluşmasıydı. Böyle de tanımlayabiliriz.

GERİLLA DA KUTLADI

Gerilla da dağ koşullarında kendi imkanları çerçevesinde ve imkanlarını zorlayarak, yaktığı ateşlerle gerçekleştirdiği eylemlerle bunu dile getirdi. Bazı askeri eylemler de yaptı. Diyebiliriz ki aslında 2022 yılının dağlardaki mücadelemizin 2022 yılında dağ zemininde gerilla saflarında da gerilla boyutunda da nasıl yürüyeceğini şimdiden ortaya koydu. Bazı askeri eylemler de gerçekleşti. Dağda kış koşullarından gerilla yeni çıkıyor.Kış koşullarından yeni çıkmış olmasına rağmen ateşler yakarak Newroz’unu kutladı. Hem de bazı askeri eylemler de gerçekleştirdi. 

HALKIN MESAJLARININ SONUÇLARI VAR

Halkın Newroz meydanlarında vermiş olduğu birçok mesaj vardı. Bunlar birçok boyutuyla yorumlanıyor ve yorumlanmaya da devam edilecek. Kendi içimizde de yorumluyoruz, ortaya çıkan Newroz tablosunu değerlendirmeye çalışıyoruz. Kendi açımızdan da ortaya çıkardığımız çeşitli sonuçlar var. Tarihi, güçlü ve iyi bir Newroz oldu. Daha iyi de olabilirdi, çünkü 50 yıllık bir mücadeleyi arkamızda bıraktık ama bu yanı önde değildir. Önde olan çok tarihsel geçmiş olması ve verdiği mesajlardır, artı kitleselliğidir. Kitlesel düzeyde halkımızın Önderlik etrafında bir daha kenetlenmiş olmasıdır. Önder Apo’ya sevgisini, sahiplenmesini ve Önder Apo’nun özgürlüğü konusundaki kararlılığını ortaya koyma düzeyidir. Birçok mesajı vardı. Bu aynı zamanda kamuoyunda da değerlendiriliyor. Türkiye demokrasi güçleriyle birlik mesajları vardı, Kürt ulusal güçleriyle birlik mesajları vardı. Halkımız bu konularda da gerçekten çok değerli mesajlar verdi. Verilen en önemli mesaj, Önder Apo’nun esaret koşullarının artık kaldırılması, fiziki özgürlüğünün artık sağlanması gerektiğiydi. Newroz meydanlarını dolduran milyonlarca Kürt ve dostları bu mesajı hep bir ağızdan haykırdı. “Bijî Serok Apo”, “Bê Serok jiyan nabe” diyerek bunu haykırdılar. “Önder Apo’ya Özgürlük” mesajı yerine ulaşmıştır. Bütün dünya bunu izledi, duydu. 

Aynı zamanda Newroz meydanlarında verilen bir diğer mesaj da özgürlük gerillasının arkasında olduğunun mesajını bir kez daha verdi. Bu da önemli bir mesajdı. Özgürlük gerillası öncülüğünde yürütülen 50 yıllık Önderlik mücadelesinin arkasında olduğunun mesajını verdi. Bu da çok önemlidir. Arkasında olduğu için zaten Önder Apo’ya özgürlük Newrozu oldu. Önder Apo’ya da özgürlük mesajlarını verdi. Bu anlamıyla diyebiliriz ki; şu anda Türkiye’yi yöneten faşist AKP-MHP hükümeti bu mesajı bir kez daha gördü. Bu mesajı doğru okumalı, bu mesajdan sonuçlar çıkarmalıdır. Türk devleti ve faşist hükümetinin yanı sıra Türk resmi muhalefetinin de çıkarması gereken sonuçlar var, alması gereken mesajlar var. 

4 NİSAN MİLATTIR

4 Nisan, Önder Apo’nun doğum günüdür. Bu vesileyle hem Kürt halkı hem de özgürlük gerillası çeşitli eylemler gerçekleştiriyor. Siz Önder Apo’nun doğum gününü nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt ve Ortadoğu halkları için Önder Apo’nun doğuşu ne anlama geliyor?

4 Nisan doğuşunu Önder Apo’nun kendisine, Kürt halkına, değerli dostlarına, tüm yoldaşlara, aynı zamanda kardeş halklara ve demokrasi dünyasına kutluyorum. Aslında Kürt halkının yeniden doğuşunun müjdesidir. Kürt varlığının yeniden doğuşunun müjdesidir. Kürtlere verilmiş bir müjdedir. Bugünden baktığımızda 4 Nisan, tüm Kürtler açısından bir milat gibi de görebiliriz. Kürtler açısından 4 Nisan’la beraber başlayan yeni bir zaman var. 4 Nisan 1949’dan sonra Kürt halkı için yeni bir takvim işlemeye başlıyor. Bu yeni takvim, bu yeni milat Kürtlüğün yeniden onurlandığı, Kürtlüğün yeniden değer kazandığı, Kürtlüğün yitirdiği toplumsal, ruhsal, halksal değerlerine yeniden kavuşmasının başlangıcıdır. 4 Nisan’a çok çeşitli anlamlar yükleyebiliriz ama en temel anlam budur. Kürt halkı ve Kürt toplumu açısından eşitliğin, özgürlüğün yeniden gündemine girmeye başladığı süreçtir. Bu anlamıyla çok önemlidir. Bunun için bütün Kürtler 4 Nisan’ı her yıl adeta kendi doğum gününü kutlarcasına sahipleniyor.

KENDİ DOĞUŞU OLARAK GÖRÜYOR

Kendi doğuşu olarak görüyor. Bizler de Önder Apo’nun militanları-kadroları olarak Önder Apo’nun 4 Nisan doğuşunu kendi doğuşumuz olarak görüyoruz. Yeniden doğmuş gibiyiz. Önder Apo ile yürümeye karar vermekle bizler de her birimiz adeta yeniden doğmuş gibi olduk. Bu açıdan hem halksal düzeyde hem kadrosal düzeyde hem de toplumsal düzeyde bu şekilde anlamlandırabiliriz.

KÜRTLERİN SUSTURULDUĞU BİR DÖNEMDİ

4 Nisan doğuşu nasıl bir ortamda gerçekleşti; ona da bakmak lazım. Önder Apo gerçeğini anlayabilmek için Önder Apo’nun içinden doğduğu koşulları da görmek lazım. İçine gözünü açmış olduğu dünyayı görmek ve bunun üzerinden anlamlandırmak lazım. Önder Apo nasıl bir dünyaya gözünü açtı? 1949’ların dünyası aslında Kürtlüğün susturulduğu Kürt halkının sindirildiği, Kürtlük adına hiçbir şeyin bırakılmadığı, adeta yaprağın bile Kürdistan’da kımıldamadığı bir dönemdir. İki dünya savaşı sonrasında Türkiye Cmhuriyeti’nin kuruluşuyla beraber Kürtler aleyhine işlemeye başlayan çok ciddi bir süreç vardı. 1949’lu yıllar, bunun zirve yaptığı dönemdir. Kürt isyanları bastırılmış, Kürdistan’da büyük bir sessizlik var. Artık isyan ve baş kaldırıya zemin olabilecek hiçbir şey bırakılmamış. Kürt dili yasaklanmış, Kürt kültürü yasaklanmış, Kürt renkleri ortadan kaldırılmış adeta Kürt’e dili, kültürü, renkleri, folkloru gelenek ve görenekleri kendisine bile unutturulmuş. Büyük bir inkar-imha siyaseti devrededir. Kürt’ün kendisi de kendisini inkar eder bir duruma getirilmiş. Adeta kendinden utanmaya başlayan, kendinden kaçan adeta varlığı başına bela olmuş bir Kürt gerçeği ile karşı karşıyayız, o dönem açısından. Kürdistan'da bulunan devlet kurumlarında “Ne mutlu Türk'üm diyene” yazdırılarak, Kürtler her gün “Ne mutlu Türk'üm diyene” deyimi, cümlesi altında hayatını yaşamaya çalışıyor. Kürt çocuklarına okullarda her gün andımız okutturuluyordu. Kürt’üm diyemiyordu kendisine. Türkçeyi bilmeyen çocuklara ilk ezberletilen cümle “Türk'üm, doğruyum, çalışkanım” cümlesi ve andımız oluyordu. Atatürk’ün 10. yıl nutku oluyordu. Bunlar Kürt çocuklarına kabul ettirilmeye çalışılıyordu, dayatılıyordu. Kürt çocukları bununla büyütülüyordu. Önder Apo da böylesi bir gerçeklik içerisinde doğdu. Sistemin bu okulları vardı. Köy yerindeki bir devlet okuluna gidiyor.

ÇOCUKLUĞUNDA BELİREN FARKLAR

Önder Apo’nun diğer çocuklara oranla bazı farklı yönleri, bazı farklı meziyetleri vardır. Bunlar kendi öz benliğiyle ilgili olarak, kendi öz karakteriyle ilgili olarak ortaya çıkan bazı farklılıklardır. Neydi bunlar? Mesela Önder Apo yaşam ve ilişkilerde toplumsal yaşam ve sosyolojik ilişkiler içerisinde kültürel çelişkiyi, dil çelişkisini, dil farklılığını aynı zamanda sınıfsal çelişki ve sınıf farklılığını çok erken yaşlarda görüp, tespit edip ve bunu kabullenmeyen bir duruş ortaya çıkarıyor. Bunu nerden biliyoruz? Bunu Önder Apo’nun anlatmış olduğu anılarından biliyoruz. Bizlerle paylaşmış olduğu çocukluğundan biliyoruz. Önderliğin çözümlemelerinde bunlardan çokça vardır. Çocukluk anıları gerçekten çocukluk anılarında saklı olan kişilik gelişiminin, sosyolojik gelişiminin, karakteristik gelişiminin, benlik gelişiminin geleceğin Önderliksel çıkışına nasıl zemin oluşturduğunu çok açık görüyoruz. Okuldaki öğretmenleriyle ilişki düzeyi, annesiyle-babasıyla ilişki düzeyi, köy meydanında oyun oynadığı çocuklarla ilişki düzeyi, bu gerçekliği çok açık ve çok çıplak bir şekilde ortaya seriyor. Mesela bir oyun grubu vardır, bu oyun grubu içerisinde öne çıkan karakter ya da oyun grubuna öncülük eden Önder Apo’nun kendisidir. Yalnızlığını yakaladığı çelişkiler sorguladığı toplumsal realitede yalnız kalmamak için kendisine bir oyun grubu kuruyor. Köy ortamından, okul ortamından bazı arkadaşlar kendisine buluyor, bazı arkadaşlar ediniyor. Bir oyun grubu kuruyor. Önder Apo’nun ilk grubu aslında ilk o köy meydanında kurmuş olduğu o oyun grubudur. Onları da kendi yakaladığı realiteye ortak ediyor. Kendindeki gücü kendindeki sorgulamaları oluşturduğu arkadaş grubuyla paylaşıyor. Onları da uyandırmaya çalışıyor. Onları da örgütlemeye çalışıyor kendisiyle beraber. Tabii bu daha çocukluk yaşlarıdır. Bir çocuk bunu hangi düzeyde yapabilecekse o düzeyde hatta onu aşan bir düzeydedir. 

İNKAR ORTAMINI KABUL ETMİYOR

Köyün imamı ile ilişkisi vardır. Bazı sorgulamalarını onunla paylaşıyor, bazı sorgulamalarını öğretmeniyle paylaşıyor. Bazı sorgulamalarını annesiyle kavgada ortaya koyuyor. Annesinin bazı yaklaşımlarını kabul etmiyor. Şu çelişkiyi çok açık yaşıyor; okulda bilmediği bir dilde konuşuyor, bilmediği bir dilde konuşmak kendisine dayatılıyor, ev ortamında başka bir dil konuşuluyor. Bütün köyün konuştuğu dil ayrı ama okulda çocuklara dayatılan dil başka bir dildir. Dolayısıyla bu büyük bir Türkleştirmenin dayatıldığı böylesi bir ortamda dünyaya geliyor Önder Apo. Bu Türkleştirme siyasetine karşı yine Kürtlüğün yok sayıldığı hem kültürel hem kendisine biyolojik yaşam dışında hak tanımayan ortamını, inkar ortamını kabul etmiyor. Kabul etmiyor ve buna karşı koyuyor. Bunun kavgasını yürütüyor. Sınıfsal kavgaya giriyor, kültürel kavgaya giriyor. Köy ortamının sadece Kürtlük kısmıyla sınırlı değil ,mesela içinde doğmuş olduğu köy toplumunun bazı geri geleneksel feodal yapılarına karşı da meydan okuyor. Onunla da kavga ediyor. Bununla birleşmiyor, bütünleşmiyor, kaynaşmıyor. Önderliksel çıkışın esas nüveleri, 4 Nisan doğuşu ardından gelişen çocukluk sürecinde görülebiliyor. Orada bunun temel taşları atılmıştır. Bunun üzerinden inşa olan, gelişen bir Önderlik gerçekliği var. Daha sonra öğrencilik yıllarında, gençlik yıllarında Önderliğin kavgası daha da giderek bu kabul etmediği, birleşmediği, bütünleşmediği, kaynaşmadığı yönler bir isyan olarak giderek daha siyasal bir kapsam kazanıyor. Siyasal bir nitelik kazanıyor. Daha tarihsel bir derinlik kazanıyor. Daha geniş bir sosyal çevre edinmesine yol açıyor. Bunun üniversite yıllarında içine yeni girmiş olduğu Türkiye toplumsal gerçekliğiyle bir ilişkilenme biçimi gelişiyor. 

ÖNDERLİKSEL ÇIKIŞA ZEMİN

Üniversite yıllarında tanışmış olduğu bir devrimci ortam. Türkiye devrimci ortamı ve gerçekliği var. Bu Türkiye devrimci ortamı gerçekliğine de ilk etapta bir sempatizan olarak içinde yer alıyor. Direkt yer alarak bunun eylemcisi bile oluyor. Önder Apo’nun Kızıldere sonrasında bir tutuklanma süreci vardır. Yani Mamak’ta geçirmiş olduğu 7 aylık bir süreç vardır. Cezaevinden çıktıktan sonra Heval Haki ve Heval Kemal ile birlikte daha ilk ideolojik grubunu kurmadan önce beraber geçirdiği bir kış süreci vardır. Birlikte yaşamış oldukları bir yoğunlaşma dönemi vardır. Bir kararlaşma ve yoğunlaşma süreci vardır. Bu kararlaşma ve yoğunlaşmaları ne üzerinden gelişiyor? O kendi kişiliğinde oluşturmuş olduğu retler üzerinden. Kendi kişiliğinde oluşturduğu o isyankarlık üzerinden bunu geliştiriyor. Bunu büyük bir Önderliksel çıkışa zemin haline getiriyor. Bunun zeminini bunlar oluşturuyor. Dolayısıyla 4 Nisan doğuşu ve çocukluk dönemi aslında büyük önderliksel çıkışın alt yapısını oluşturuyor. Esas zeminini oluşturuyor. Bu anlamıyla 4 Nisan doğuşu için Kürt’ün yeniden doğuşunun da müjdesini veriyor, diyoruz. 

ÖNDER APO İLE KOPMAZ BAĞ

Önderliksel gerçekliğin ortaya çıkmasıyla beraber Kürt toplumu yeniden varlık kazandı. Uzun bir yürüyüşün sahibi oldu. Kürt halkı ve toplumu, Önder Apo’yu ilk günden itibaren büyük bir sevinçle ve büyük bir bağlılıkla takip etti. İlk günden bugüne kadar da devam ediyor. Bunu bu yılki Newroz meydanlarında bir kez daha gördük. Takip etmeyi sürdürüyor. Bu sevgi ve bağlılık gün geçtikçe daha da artıyor. Çünkü kendi geleceğinin garantisini, gerçekten Önder Apo’nun varlığında görüyor. Önder Apo’nun özgürlüğünde görüyor. Bir nevi diyebiliriz ki; kendi varlığının, Kürt gerçekliğinin, kendi kurtuluşunun ve ulusal varlığının temel garantisinin Önder Apo olduğunu bilincine ermiştir. Önder Apo ile kopmaz bir bağ geliştirmiş durumdadır. Bu bağ manevi bir bağdır, ideolojik bir bağdır. Bu bağ, bir sevgi bağıdır. Aynı zamanda devrimci bir bağdır da. Bunun üzerinden yürüyen bir büyük yürüyüş var. 

KÜRT ULUSLAŞMASININ BAŞLANGICI

Önder Apo’nun doğuşu, Kürt’ün uluslaşma sürecinin başlamasının nişanesi oluyor. Yani onun gerçekten müjdesi olmuştur. Bu anlamıyla diyebiliriz ki; Önderliksel çıkış, Kürt’ün yitirdiği bütün değerlerinin ortaya çıkmasına sebep olan bir çıkıştır, bir yürüyüştür. Bu anlamıyla tarihsel bir yürüyüştür. Önder Apo’nun yürüyüşü, bir halkın da bir toplumun da yürüyüşüdür. Kürt halkının ve toplumunun tarihsel yürüyüşüdür. Özgürlüğe, demokrasiye, eşitliğe yürüyüşüdür. 4 Nisan bunun başlangıcıdır. Önder Apo’nun doğuşu, bütün bunlara başlangıçlık yapan bir tarihtir, doğuştur.

Kürt’ün yeniden dirilişine yol açan bu tarihsel 4 Nisan doğuşu, aynı zamanda Ortadoğulu halkların, inançların, kültürlerin de yeniden doğuşu ve yeniden dirilişinin anlamını da kendi içinde barındırıyor. Böyle potansiyel bir enerji taşıyor. 4 Nisan doğuşunun kendi içinde taşıdığı büyük bir potansiyel enerji vardır. Bu potansiyel enerji Kürtlüğü yeniden dirilttiği gibi Ortadoğulu diğer halkları da Ortadoğulu diğer inançları da, Ortadoğulu diğer kültürleri de yeniden diriltmiştir. Yeniden diriltmiş, ruh kazandırmıştır. Bugün baktığımızda yine Önder Apo ve Önder Apo’nun felsefesi etrafında Önder Apo’nun paradigması etrafında demokratik, ekolojik kadın özgürlükçü paradigması etrafında bu gerçeklik örgütlenmeye başlanmıştır. Bu gerçeklik kendisini demokratik ulus formasyonu olarak örgütlemeye başlamıştır. Büyük bir demokratik kültür olarak örgütlenmeye ve yeni bir yaşam motivasyonuna dönüştürülmeye başlanmıştır. Diyebiliriz ki hem Kürt halkının kurtuluşunun müjdecisi olmuştur hem de Ortadoğulu halkların inançların ve kültürlerin aslında kurtuluşunu; dirilişini ve direnme potansiyelini kendisiyle beraber ortaya çıkarmıştır. Bütün bunların yeniden doğuşu anlamına geliyor.
YENİ KADININ VE YENİ KADINLIĞIN DOĞUŞU
Önder Apo’nun mücadelesinin temel esaslarından biri özgür kadını geliştirmektir. Önder Apo’nun doğuşu ve mücadelesinin, özelde Kürt kadını, genelde de dünya kadın mücadelelerinin gelişiminde nasıl bir etkisi oldu?

Önder Apo’nun doğuşu, nasıl ki Kürt halkı ve Ortadoğulu halklar için bir yeniden doğuşsa kadın için bu daha derin anlamlar taşıyor. Gerçekten Kürdistan’da kadının yeniden doğuşunun da müjdesini veriyor 4 Nisan. Yeni kadının, yeni bir kadınlığın da yeniden doğuşudur; bir yenilenmedir. 

Biraz kadın ve Önderlik ilişkisi üzerinde de durabiliriz. Çok derin anlamlar taşıyan bir ilişkidir. Kopmaz bir bağla birbirine bağlıdır. Kadın özgürlük fikriyatıyla tanışmak da Kürdistan’da Önder Apo’nun öncülüğünde gelişmiştir. Her birimiz belki Kürt sorunundan kaynaklı yaşadığımız ulusal ve sınıfsal çelişkiden dolayı PKK’ye, Önderlik Hareketi’ne, Önder Apo çizgisine katıldık. Kadınlık bilincimiz, kadınlar olarak yaşadığımız kölelik düzeyinin farkında ve bilincinde olma gerçeğimiz gerçekten çok önde değildi. Evet, Kürt olarak ezildiğimizi biliyorduk, ulusal ve kültürel kimlik olarak ezildiğimizi biliyorduk, inkar edildiğimizi biliyorduk ve bu temelde katılıyorduk ama kendi kadınlık gerçeğimiz hakkında çok da donanımlı değildik. Belki bir kısmımız cins çelişkisi üzerinden, kadın olarak ezilmişliğinden kaynaklı da bu mücadeleye katılmış olabilir ama böylelerimiz çok azdır. Dolayısıyla Kürt kadınında gelişen cins bilinci, mücadelesi, örgütlülük gerçeği, Önder Apo'nun öncülüğü temelinde gelişti. Bu açıdan Kürt kadınları olarak Önder Apo ile kopmaz bir bağ içerisindeyiz, diyoruz. 

4 NİSAN KUTLAMASI BİR KADIN KARARIDIR

Önder Apo’nun doğum günü olarak bir 4 Nisan günü kutlaması geçmişte yoktu. Bütün PKK tarihi boyunca bu kutlanmıyordu. Pek bilinmezdi de. Önder Apo da kendi doğum gününü kimseye söylemiş değildir. Bunun tarihsel bir süreci vardır. Bu süreç de biraz kadın cephesinden geliştirildi. 2000 yılında PJKK’den PJA’ya geçtiğimiz 3. Kadın Özgürlük Kongresi’nde alınan bir kararla 4 Nisan kutlamaları başlatıldı. 4 Nisan’ın kitlesel ve örgütlü bir temelde planlı programlı bir çerçevede kutlanması, bir kadın kararıdır. Özgür kadın iradesinin vermiş olduğu bir karardır. Bu anlamıyla bir kadın eylemidir de. Kendim de o kongrede hazırdım. 2000’nin başlarında cezaevinden çıkmış ve özgürlük dağlarına koşmuştum. O dönem kadın partisi yeni kurulmuştu, bir yılını geride bırakmıştı. PJKK süreciydi ve PJKK’den PJA’ya geçeceği dönemdi. Kongre hazırlığı için bir eğitim devresi toplanmıştı. Kendim de o eğitim devresinde yer aldım. O eğitim devresi içerisindeki tartışmalarımızda da komploya cevaben yapılacak olan bu kongrede mutlaka Önder Apo için önemli bazı kararlar almalıyız, diyorduk. Kongre hazırlık komitesinin de bu yönlü beli hazırlıkları vardı. Önderlik karar tasarısı komisyonunun önerisi, bütün kongrenin kabulü, kongre iradesinin bütünün onayıyla karar alındı. O kongremizin en güzel kararı bence bu karardı. Önder Apo’nun doğum günü olan 4 Nisan gününün kadın tarafından kitlesel temelde kutlanması. 

FİDAN DİKME EYLEMİ KARARLAŞTIRILDI

Bir de simgesel anlamda buna biçim de verilmeye çalışıldı. Biçimsel olarak işte ağaç ekme eylemleri kararlaştırıldı. Ağaç ekme eylemi ile kararlaştırıldı. Neden ağaç ekme eylemi? Önder Apo’nun doğaya, tabiata olan yaklaşımı üzerinden. Hem o yaklaşımı üzerinden Önderliğin ekolojik felsefesi ve paradigmasında da var. Daha sonra gelişen Önder Apo’nun paradigmasında ekolojik yön de başat yönlerden biridir. Önder Apo’nun paradigmasına damgasını vuran temel yönlerden biridir. Bu anlamıyla ağaç ekerek, hem yeni canlanışların, yeni yeşillenmelerin, yeni baharlaşmaların ortaya çıkmasını esas aldık. Önder Apo’nun doğaya olan bağlılığı, aynı zamanda bizim doğayla ilişkimizi simgelemesi bakımından da böyle bir ağaç dikme eylemi ile daha da anlamlandırmaya çalışmıştık. Böyle bir karar vardı, bunun da bilinmesini isterim. Bu açıdan 4 Nisan gününü ağaç ekme eylemi ile karşılamak bir kadın kararıydı, bir kadın eylemiydi ve giderek Kürt halkının nerede yaşıyorsa Kürt kadın iradesinin almış olduğu bu kararı kendi kararı olarak benimsedi, kendi kararı olarak gördü, kucakladı, sahiplendi. Bulunduğu her yerde her yıl 4 Nisan’ı Önder Apo’nun doğum günü olarak kutluyor. Tabii sadece Önder Apo’nun doğum günü olarak değil, kendi doğuşunu da Önder Apo’nun doğuşunda gördüğü için adeta kendi doğum günü gibi kutluyor, ağaçlar ekiyor. 

50 YILLIK BİR KADIN YÜRÜYÜŞÜ VAR

Önder Apo’nun doğuşu, aynı zamanda kadınlığın özgürlüğe yürüyüşünün de başlangıcı oluyor. Bunun fitilinin ateşlenmesi oluyor. O nedenle biz kadınlar açısından da çok tarihi bir başlangıçtır 4 Nisan doğuşu. Bu sadece Kürt kadınları için de değil. Önder Apo’nun eğittiği ve örgütlediği kadınların öncülüğünde dev bir kadın hareketi gelişmiş. Muazzam bir kadın mücadelesi gelişip ortaya çıkmış. Önder Apo’nun yürüyüşüne paralel 50 yıllık bir kadın yürüyüşü de var. Bunu sağlayan da Önder Apo’nun kendisi oldu. Önder Apo’nun ilk ideolojik grup içerisindeki çaba ve kararlılığı sonucu Sara arkadaşın ve diğer kadın arkadaşların gruba dahil olma gerçekliği ortaya çıktı. Buna öncülük ve önderlik eden de yine Önder Apo’dur. Nasıl ki Kürt’ün ulusal mücadelesine önderlik ediyorsa Kürdistan’da kadın özgürlük mücadelemize de önderlik ediyor. Bu anlamıyla Kürdistan’daki özgür kadın mücadelesinde büyük emeği vardır. Önder Apo kendisini kadın özgürlük mücadelemizin bir işçisi olarak değerlendirdi ve tanımladı. İstediğiniz kadar ve ihtiyaç duyduğunuz kadar size katkı sunmaya hizmet etmeye hazırım, dedi. 

Bunun dünya kadınına ve Ortadoğu kadınına yansıyan boyutları da var. Kadın özgürlük mücadelemiz, kadın özgürlük direnişimiz, kadın özgürlük yürüyüşümüz büyüdükçe etrafındaki ve bölgedeki kardeş halklar içerisindeki kadınları da muazzam düzeyde etkisi altına alıyor. Bu etkisi altına alma deyimi bir tür egemenlikli anlayış çerçevesinde anlaşılmamalı. Yani özgürlüğe kaldırma, özgürlükle tanıştırma anlamında bir etkisine alma düzeyidir. Kürt kadınları öncülüğünde bugün Ortadoğu kadın konferansları yapılıyor. Yine Kürt kadını öncülüğünde ve Önder Apo önderliğinde Ortadoğu’da çeşitli kadın platformları oluşturuluyor. Kürt kadınlarıyla beraber Arap kadınları YPJ saflarına katılıyor. Kürt kadınıyla beraber aynı mevzide kendi ülke topraklarını, kendi toplumsal değerlerini, kendi kültürel değerlerini, kendi sosyolojik gerçekliğini savunuyor. 

Önder Apo’nun özgür kadın fikirleri, Ortadoğulu kadınları da etkilemeye, örgütlemeye, eğitmeye ve ayağa kaldırmaya başladı. Ortadoğu’dan dünyaya yansıyan boyutları da var. Gelişen ve büyüyen Kürt kadın mücadelesi ya da Kürdistan özgürlük mücadelesi dünya kadınlarına da çeşitli boyutlarıyla yansımasını buluyor. Hatta çeşitli düzeylerde paradigmasal ve ideolojik yanlarıyla belli katkılarda da bulunuyor. Öncülük de ediyor. Kürdistan’daki özgür kadın mücadelemizin, dünya demokrasi  hareketine ve mücadelesine de çok önemli katkıları vardır. 

Önder Apo’yu 4 Nisan 1949’da doğuran Üveyş Ana’nın vefatı da 11 Nisan’dır. Yani yakın bir tarihtedir. Bu vesileyle saygıyla anıyorum.